NEDEN BURADAYIM?

Sonunda İbrahim Evi’ne yerleşen Fr. Andrea ve küçük cemaati, tamamen Müslüman bir bağlamda küçük bir Hıristiyan varlığı olmanın sessiz tanıklığını deneyimliyor. 

Pek çok küçük ilişki kuruluyor (esnafla, komşularla, ‘Doğu’ya küçük hac yolculuklarında’ karşılaştıkları kişilerle), onlarla gerek sevinçli gerekse hüzünlü  günlük yaşamın tüm anları paylaşılıyor. 

Çünkü, Fr Andrea’nın bir başka mektubunda yazdığı gibi, onun arzusu “Bu insanların arasında yaşamak ve İsa’ya bedenimi ödünç vererek bunu yapmasına izin vermek”tir. 

Bu, İbrahim Evi’nde (az ya da çok) uzun zaman geçiren herkes tarafından önerilen ve paylaşılan bir yaşam biçimi haline gelen bir arzudur.

7. Mektup Urfa-Harran, 27 Nisan 2001

O zaman diyebilirler: neden buradasın? Mesih’e dönmeleri için değil, Mesih’e dönebilmek için; kalplerimizi ve düşüncelerimizi değiştirmek, Hristiyan köklermizle az şeye sahip olup aynı zamanda pek çok şeyi barındıran bir dünya ile temas etmek için.  Çöpe attığımız ya da küllerin altına gömdüğümüz şeyleri geri almak için. İsa’yı tam anlamıyla vermek: Sadece Kur’an’da anlatılan peygamber, Mesih ve Allah adamı İsa’yı değiş; bizi evlatlar yapan bizi ısıranlara karşı bile köpek dişlerimizden vaz geçip sınırsız sevmeye davet eden İsa’yı; şefkatle seven İsa’yı, ölümlerimizi, acılarımızı üstlenen İsa’yı; günahlarımızı ve gözyaşlarımızı çarmıha taşıyıp bizi Üçlü irliğin kalbine götürerek ilahi Ruhunu veren ve bizi kendi ilahi tabiatına ortak ederek dirilen İsa’yı, bizi kendi bedeninde tek bir beden yapan İsa’yı, kadınları kendi annesi olan kadınların suretine büründürerek onlara eğilen bir İsa. Ama bütün bunları propaganda yapmadan, üstünlük duygusuna kapılmadan, dayatmalarda bulunmadan, korkunç anıları olan haçlı seferlerine girişmeden, zafer çığırtkanlığı yapmadan: tam tersine müjdeyi kirleten ve İsa’nın haçını kılıca dönüştürmeden, çarpıtan her şey için af dileme alçakgönüllülüğü ile yapmak. Kendimizi basit, alçakgönüllü ve net bir varlığa emanet etmek: her şeyden önce “orada hazır bulunmak” Mesih’i yüreklerimizde taşımak. O zaman, O isterse birilerini kendisine çekecektir: kimi isterse, nasıl isterse ve ne zaman isterse. Kilise bir tohum, bir maya, bir tuz tanesidir: ama “eğer tuz tatsızlaşırsa”, dedi İsa, “neye yarar? İnsanlar tarafından atılacak ve çiğnenecektir”.   Kilise bir tohum, bir maya, bir tuz tanesidir: ama ‘eğer tuz tatsızlaşırsa’, dedi İsa, ‘neye yarar? İnsanlar tarafından atılacak ve çiğnenecektir”. Belki de Kilise’nin uğradığı ve uğramakta olduğu bu kadar çok çiğnenme, onun lezzetini kaybetmesinden kaynaklanmaktadır, bazen üzerimize düşen bu kadar çok hoşnutsuzluk ve cesaretsizlik de kendi kişisel lezzet kaybımızdan kaynaklanmaktadır. O halde tuz olalım! Tuz olalım! Bu nedenle içimizde “tuz” olması önemlidir: yani Mesih, O’nun Sözü ve Ruhu. Maya olun, tohum olun! Bu nedenle kendinizi Tanrı’nın Sözü ve tohum ekenlerin elleriyle gübreleyin. Aksi takdirde altın içinde yüzsek de sefalet içinde oluruz ve her şeye sahip olsak da hiçbir şey veremeyiz.

Didascalie foto

Foto 1. Don Andrea, Urfalı bir ailenin oğlunun sünnetini kutlamak için verdiği öğle yemeği davetinde

foto 2. Franco, Fr Andrea ile birlikte sünnet kutlama yemeğine katılıyor

foto 3.  Don Andrea ve Milena Urfa’dan arkadaşlarıyla bir gezinti sırasında.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir