6 ŞUBAT 2023’TE YOK OLAN ANTAKYA EKÜMENİZMİ ANISINA…

Emilia Romagna’lı Kapüsen bir rahip olarak bu seneyi de ekleyince 58 yıldır kiliseye hizmet ediyorum. Rahip eksikliği nedeniyle çok sayıda İtalyan göçmenin yardımına koşmak ve İtalya dışında görev almak için ilk düşüncemde Avustralya vardı. Bu doğrultuda İngilizce öğrenmeye başladığımda, sorumlularımdan Türkiye’ye gelmem için gerçekleşecek bir teklif geldi. Bugüne kadar 21 yılımı İzmir’de, 35 yılımı Antakya’da cemaat rahibi olarak geçirdim ve şu anda, son 15 aydır, ‘Antakya Patriği’ olarak, her ne kadar bana hayırseverce ’emeritus’ (emekli) deseler de, İstanbul Yeşilköy’deki Aziz Stefan Kilisesi’ne yardım etmeye devam ediyorum.

Bir ömür geçti ve şimdi bu ömrün tüm övgü ve minnettarlığımı kendisine atfettiğim Rab’bin bir lütfu olarak görebiliyorum. Türkiye’ye geldiğimde ben de tam olarak ne yapacağımı ve hangi yönü takip edeceğimi bilmiyordum. Diğer şeylerin yanı sıra…. yapacak hiçbir şeyin olmadığı söylenen bir kilise gibi çok heyecan verici olmayan bir yaklaşım vardı.

İlk başlarda kolay olmadı çünkü kendimi çok farklı bir dünyada buldum ve yanımda kitaplardan başka deneyimim yoktu!  Başka bir deyişle… kendimi yüzme bilmeden havuza atılmış bir çocuk gibi görüyordum. Yine de asla cesaretimi kaybetmeden Tanrı’nın yardımıyla ilginç şeyler yapılabileceğini gördüm. Böylece önce saygı duymaya sonra da kendi ülkem gibi sevmeye başladığım bu topraklardaki rahiplik-adanmışlık serüvenim başlamış oldu. 

Covid salgını sırasında Türkiye’de, belki bir gün yayınlanacak olan 334 sayfalık güzel bir ANILAR kitabı yazdım.

Her gerçekleştirdiğim görev her zaman kendimi içinde bulduğum ve bir yanıt verilmesi gereken durumlar tarafından belirlendi. İlk 20 yılın bir çıraklık dönemi olduğuna inanıyorum çünkü Türkiye bugün olduğu gibi değişim içindeydi, günümüzde de bu değişimler yaşanmakta.

İzmir’de geçirdiğim 21 yılın ardından, 1987 yılında Hristiyan tarihi açısından zengin bir şehir olan Antakya’ya gönderilmem önemli bir dönüm noktası oldu. İsa’nın havarilerinin ilk kez orada Hristiyan olarak adlandırıldığını hatırlatmak yeterli olacaktır!

İnanılmaz olan, tarihi Antakya’nın merkezinde, Pavlus, Barnaba, Petrus, Markos’un yeni oluşan kilise için çalıştıkları tarihi Yahudi mahallesinde, kısa bir süre içinde Hristiyan bir yapının oluşmasıydı. Bu sadece Rab’bin bir işiydi!

O yıllarda, Bose’nin başrahibi Enzo Bianchi kilisemize geldi, içeri girdikten ve dekoru tamamlayan ikonaları gördükten sonra coşkuyla haykırdı: nihayet yerel geleneğe saygı duyan bir Latin kilisesi. Her zaman rehberim olan bir cümleyi de ekledi: Domenico unutma ki ekümenizm her zaman özgürdür!  Aslında kendisine, 70-80 Katoliğin mevcudiyetine karşılık sayıları bini aşan Rum Ortodokslarla aynı tarihte Paskalya’yı kutlamaya başladığımı söylemiştim, kardeşlerimin şaşkınlığına rağmen, herhangi bir karşılık beklemeden, sadece onların takvimine uyarak hareket etmiştim.

Ardından Ortodoks Kilisesi’nin hem Aziz Petrus Mağarası’nda hem de ilgili kiliselerde Aziz Petrus yortusu kutlamalarına katılmasıyla Kutsal Havariler Petrus ve Pavlus bayramı, tam bir ekümenizm içinde yaşanan iki gün haline geldi. Kutlamalar arife akşamı Ortodoks Kilisesi’nde Efkaristiya ayiniyle başlar, sabah mağarada yetkililerle birlikte yapılan ekümenik ayinle devam eder, birlikte yenen öğle yemeği ve öğleden sonra Katolik Kilisesi’nde yapılan ayinle sona ererdi.

Bu kutlamalar içinde 1992 yılında Sayın Ortodoks Patriği Ignatius IV., Sayın Apostolik Nuncio Monsenyör Sergio Sebastiani ve Episkoposumuz Monsenyör Giuseppe Bernardini ile kutlanan Aziz Petrus Mağarası’nda yapılan ilk ekümenik dua unutulmazlar arasındadır.

Daha sonra, Ortodoksların da Hristiyanlara yardım etme çalışmalarına dahil edildiği ve Büyük Oruç sırasında tüm toplum için yardım toplaması amacıyla bir Caritas ofisi açıldı. 

2003-2005 yıllarında Caritas İtalya, Ortodoks kilisesi için bir sosyal yardım projesi için büyük miktarda para finanse etti.  Harap evlerin bulunduğu bir alanda yoksullar için 17 daire, sosyal ve rekreasyonel çalışmalar için 2 salon ve yapının bakımı için birkaç depodan oluşan bir kompleks inşa edildi.  Orta Doğu’daki tüm Ortodoks kiliselerinde yankı bulan somut bir hayırseverlik örneği! Ve hala mevcut ve gelecekteki yönetim için koşullar olmadan. Eğer bu karşılıksızlık değilse…

Son olarak, neokatekümen yolunun pastoral girişimlerinde çoğunluğu Ortodoks olan Antakya’daki pek çok Hristiyan’ın, vaftiz armağanının kültürel bir olgudan ziyade, Mesih İsa ile kişisel bir deneyim olarak yaşanması gereken bir ilişki olduğunu anlamlarına yardımcı oldu.

1988’den bu yana yaşananlar, özellikle de Paskalya’nın Ortodokslarla birlikte kutlanması, bugün pek çok kişi tarafından arzulanmaktadır çünkü bölünmüş Hristiyanlar giderek inandırıcılıklarını kaybederler, hatta çoğu zaman alay konusu olmaktadırlar. İsa Mesih’in bir kişiyi öğrencisi olarak adlandırmak için bize iki işaret bıraktığını hatırlayalım: birlik olmak ve birbirimizi sevmek!  (bkz. Yuhanna İncili 16-17. bölümler). Eğer bunlar yoksa, Aziz Yuhanna’nın bizi tekrar uyardığı gibi, “karanlıkta yürürüz… ve yalancıyız” 1Yuhanna 1:6.

Resimler:

Episkopos Luigi Padovese Halep Ortodoks metropoliti Paul Yazıcı ile (1)- Peder Domenico Rum Ortodoks Patriği Ignatius IV ile (2)

Başlangıçta, Katolikler ve Ortodokslar arasındaki çeşitli karma evliliklerle toplumda var olan sorunları ortadan kaldırmaya yönelik pratik bir girişim olan bu uygulama, artık ertelenemez bir gereklilik olarak algılanmaktadır. 

Antakya’da Hristiyan birliği için dua haftası yoktu: her gün dua ederek ve ‘Hristiyanlar olarak’ yaşayarak birlik ve sevgiyi birlikte yaşamaya çalıştık. 

Ne yazık ki, 6 Şubat 2023’te Türkiye’nin güneybatısını korkunç bir deprem vurdu ve Antakya şehri yok oldu!

Sadece bir anı olarak kaldı, güzel bir anı! 

Oysa dinler arası diyaloğun, ekümenizmin, saygı ve hoşgörünün kentiydi Antakya. Hristiyan cemaatinden 60’tan fazla kişinin ölümü, ibadethanelerin yıkılması, Katolik kilisesi ve sinagog dışında geriye sadece harabelerin kalması ve sakinlerinin başka yerlere göç etmesi…

Bu benim Türkiye’deki ekümenizim deneyimim. Antakya’ya odaklandım, çünkü burada Türkçe konuşan, kendilerini bu ulusa ait hisseden ve bundan gurur duyan yerel Hristiyanlarla hayal ettiğim gibi görevimi yaşayabildim.

Benim için görevim her zaman dinlemek, diyalog, saygı, işbirliği ve tanıklıktır. Bu, benim değersiz bir öğrencisi olduğum Aziz Francis’in bize işaret ettiği yoldur….

Yazı ve fotoğraf: P. Domenico Bertogli

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir