HAZİNE SANDIĞI VE PINAR

Türkiye Kilisesi’nin İsa’nın Kutsal Kalbi’ne Adanmasına Doğru 

Aziz Charles de Foucauld, Hıristiyan imanından söz ederken, bunun tamamen ilahi sevgi ve merhamet olduğunu ve tam da bu nedenle simgesinin bir kalp olduğunu hatırlamamızı istiyor: Bir doktrini ya da ahlakî öğretiyi takip etmekten değil, Papa XVI. Benedict  dediği gibi bizden uzak olmayan, yüceliğinde dokunulmaz olmayan, ancak bir kalbi olan, bizim olduğumuz ya da olmamız gerektiği gibi etten olmak isteyen bir kalbe sahip bir Allah ile karşılaşmaktan doğan Katolik Kilisesi’nin tüm imanının özetini her insan İsa’nın Kalbi’nde bulabilir.

İsa’nın Kalbi’nin gizemini ifade etmek için ayin metinleri çok ilginç iki imge kullanır: bol armağanların aktığı tükenmez bir pınar ve Allah’ın sevgisinin sonsuz hazinelerinin taştığı açık bir sandık. Her iki imge de neredeyse anında, çarmıha gerilme anını, artık ölü olan İsa’nın böğrünün delindiği ve Kilise’nin başlangıcından beri içinde Rab’bin bugün de kurtuluşunu gerçekleştirmeye devam ettiği Sakramentlerin imgesini gördüğü Kan ve Su’yun oradan, yani kalbinden çıkmasını hatırlatır. Aslında tüm İncil bize İsa’nın kalbinden söz eder: mucizeleri, benzetmeleri, karşılaşmaları bize hem Baba’nın yüreğini hem de çocuklar ve kardeşler olarak yaşamayı öğrenen yeni bir insanlığın kalbini ortaya koyan Mesih’in kalbini tanıtır.

Birkaç hafta içinde, tüm Türkiye Kilisesi ve dolayısıyla her birimiz, 7 Haziran akşamı İzmir Katedrali’nde gerçekleşecek olan görkemli bir kutlamada İsa’nın Kutsal Kalbi’ne adanacağız. Bu kutlamanın, cemaatlerimizin Efkaristiya’nın büyük gizemini tefekkür etmeye ve yeniden keşfetmeye adadıkları yılın ortasında gerçekleşmesi tesadüf değildir: aslında, kendini çarmıha teslim eden ve bugün yükselmiş olarak Kilise’nin dünyevi hac yolculuğunu lütfuyla sürdürmeye devam eden sevginin tamamını, İsa’nın Kalbi’nde tefekkür ediyoruz, ama sonra onu kutluyor ve İsa’nın Paskalya’sının anısı ve İlahi Sevgi’nin ayini olan Efkaristiya’da kabul ediyoruz.

Kendini İsa’nın Kutsal Kalbine adamak, Vaftiz günümüzde yapılmış olan adanmayı yeniden keşfetmek ve yenilemek; Allah’ın çocuklarının özgürlüğü içinde yaşamak için kötülüğün ayartmalarından vazgeçmek; kişinin tüm yaşamını Mesih’in ellerine teslim etmesi, onu fikirlerimizin, alışkanlıklarımızın ve batıl inançlarımızın önüne koyarak varlığımızın ve iman yolculuğumuzun merkezine yerleştirmesi anlamına gelir. 

Kendimizi İsa’nın Kalbine adamak, sevgili öğrenci Yuhanna gibi, Rabbimizin göğsüne başımızı koyarak onunla birlikte yaşama arzumuzu söylemek ve onun bilgeliğinin ve sevgisinin derinliklerine bakmak demektir. Aynı zamanda, Thomas gibi, imansızlığımızı, onunla dirilmiş olarak karşılaşma deneyimiyle yenmek için ellerimizi onun böğrüne koymak anlamına gelir.

Ancak, dikkat etmemiz gerek: Kutsal Kalbe Adanmak, diğer insanlarla aynı anda bir arada olsak da her birimizin kendisi için gerçekleştireceği özel bir eylem değildir. Çeşitli nedenlerle İzmir Katedrali’nde bulunamaz veya bulunmayı istemezsek bile bu ciddi eylemin bizi ilgilendirmediğini düşünmemeliyiz. Bizler, sadece birlikte yürürsek, kardeşliği inşa edip kendimizi komşumuz için adarsak İsa’nın Kalbine gerçekten girebileceğimizi bildiğimiz takdirde, Kutsal Ruh ve tek Ekmeğin paylaşılmasıyla birleşmiş bir beden, kilise topluluğu olarak kendimizi hep birlikte Rabbe emanet etmiş oluruz. 

Günlük Övgü Duaları’ndaki Paskalya ilahisinin güzel sözlerini düşünerek, 7 Haziran 2024’ün, Türkiye Kilisemizin iki bin yıllık tarihinde, kaybolan oğul gibi uzaktan eve döneceği, gözleri açılan kör gibi ışığı göreceği, suçlunun af arayıp bulacağı, sevginin korkuyu yendiği, ölümün hayat verdiği yeni bir aşamayı işaret etmesi için dua edelim.

P. Alessandro Amprino 

Uluslararası Efkaristiya Kongresi Ulusal Temsilcisi

Çeviri: Şule Rogenbuke (CET Press Office)  

Foto: Laik kişilere yönelik pastoral eğitim, Ekvador

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir