Mons. Delpini Konya’da

Ziyaret,  “Episkoposluk bölgesinin, kendi adına diğer Kiliselere gönderdiği kişilere ilgisini vurgulamak için yapıldı.”

«Başlangıcından beri müjdeleyen kilise, yapmaya devam edeceği eserini tamamlamak için, evlatlarına sürekli Dua, cömertlik ve kendilerini başkaları uğruna vermeleri için çağrıda bulunmaktadır. Günümüzde hala bu üç alanda yardıma ihtiyaç bulunmaktadır[…]. 

Bu nedenle hepinize tekrar söylüyoruz, öyle ki tüm inananlar ve özellikle rahipler, özellikle uçsuz bucaksız topraklara dağılmış bir kaç misyonerin tüm pastoral ihtiyaçlara cevap veremediği bu ortamda, kiliseler arasında karşılıklı bir yardım oluşturmak için zaten işittikleri “Memleketinden, ailenden ve babanın evinden ayrıl ve sana göstereceğim topraklara git” diyen Allah’ın buyruğuna yanıt vermeye ve onu  nesiller boyunca yanıtlamaya çağrıldıklarını hissetsinler. »

Papa XII. Pius, 1957 yılı Paskalya’sında yayımlanan ve özel bir şekilde ​«Patriklikte,  başepiskoposlukta ve episkoposlukta muhterem kardeşlerime ve Havarisel Makam ile barış ve ortak yaşam içindekilere» hitap ederek başlayan yerel ansiklik mektubu “Fidei donum”da bu şekilde yazmaktadır.

Papa XII. Pius bu ilahi çağrı ile en zengin olan episkoposlukların kapısını çalar, ancak cesaretle daha az zengin olanların da kapısını tıklatır. Böylece episkoposları, bazı episkoposluk bölgelerindeki ruhbanlar ve pastoral çalışanların armağanı demek olan “fidei donum” (iman armağanı) ile sahip oldukları tüm araçları kullanarak İncil’i ilan etme görevindeki çabaları canlandırmaya yürekten davet eder.  Bu şekilde ruhbanlar ve laiklerin, Allah’ın hükümdarlığı için birlikte çağrıldıkları fikrini ve II. Vatikan Konsili teolojisini öngören kiliseler arasındaki kardeşlik mantığını harekete geçirmiş olmaktadır.

İleride Papa VI. Pavlus oalrak anılacak olan Milano Başepiskoposu Giovanni Battista Montini, çıkış (Mısır’dan Çıkış bağlamında ç.n.) yapan bir kiliseye karşı zaten canlı olan duyarlılığını harekete geçiren bu çağrı karşısında kayıtsız kalamaz ve büyük bir peygamberlik gücü ile 1961 yılında ilk fidei donum’u Zambiya’ya gönderir.

O zamandan beri Milano Başepiskoposluğu, İncil’i ilan etme görevine gönderdiği ruhbanlar, diyakonlar, laik erkek ve kadınlar ile dünyanın çeşitli ülkelerinde kardeş kiliselerle işbirliği ilişkilerini sürdürmektedir. Zambiya’da başlayan ilk adımlar, Arnavutluk, Arjantin, Brezilya, Kamerun, Kolombiya, Küba, İsrail, Meksika, Nijer, Peru, Demokratik Kongo cumhuriyeti ve Türkiye’de ambrosyan (Milano başepiskopolsuk bölgesinde benimsenen ayin düzeni, ç.n.)  etkisini artık gösteren bir yolun başlangıcını oluşturur. Bunlar, ralarında iki ailenin de olduğu kırk kişiye ulaşmış durumdadır. 

Kilise ortak yaşamının bağı ile birlik içinde bu kişileri gönderen Episkopos, fidei donum tarafından verilen hizmetin özelliğini göz önünde bulundurarak, gönderilenleri karşılayan ve yolları ile ilgilenen kardeş kiliseye özel bir yakınlık taşır. Tam da bu nedenle Milano Başepiskoposu Mons. Mario Delpini, bu yılın temmuz ayında Küba’ya yaptığı pastoral geziden sonra kendi ifadesi ile Karaib Adalarına yaptığı “teşvik” gezisi gibi,   12-16 Ağustos tarihlerinde “teşvik eden” bir ziyaret için Türkiye’ye de geldi. Türkiye’den söz ettiğimizde Milano episkoposluk bölgesinin Türkiye’deki tek Fidei Donum’u Konya’da yaşayan, Ordo Virginum’dan Mariagrazia Zambon’dur.

Kasım ayından itibaren kendisine fidei donum ambrosiano rahibi don Attilio Cantoni de katılacak ve İskenderun’daki Anadolu Havarisel Temsilciliğinde Mons. Paolo Bizzeti ile birlikte çalışacak. 

Bu uluslararası pastoral ziyarette Başepiskopos Delpini’ye Episkoposluk bölgesinin Pastoral İşler Ofisinde sorumlu olan Don Maurizio Zago eşlik etti ve şu açıklamayı yaptı: «Başepiskoposun bu yeni yolculuğu diğerlerinden farklı bir anlam taşımıyor: Bu gezi, Episkoposluğun, kendi adına başka bölgelere gönderilen ve diğer kiliselerle işbirliği yapan kişilere gösterdiği ilginin bir parçasıdır. Türkiye ziyareti, Hristiyan cemaatlerin büyük bir İslami çoğunluğun yer aldığı bir bölgede olması nedeni ile özel bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu, dinler arası ilişkileri derinleştirmek ve barış sürecini başlatmaya imkân verebilecek kabul, paylaşım ve işbirliği yollarını bulmak için bir fırsattır».

Zengin içerikli toplantılar ve değerli ayinlerin olduğu bir ziyaret gerçekleşti. 

İzmir Başepiskoposu Monsenyör Martin Kmetec, 13 Ağustos Pazar günü Efkaristiya kutlamasının başında «Bu küçük sürüyü ziyaretiniz nedeniyle size teşekkür etmek isterim Monsenyör: aramızdaki değerli varlığınızın verdiği güçle bu küçük Hristiyan topluluğunu adete bir inci gibi değerli hissettirdiniz» sözleri ile başladığı konuşmasında, Monsenyör Delpini’yi tanıttı ve ziyareti hakkında bilgi verdi.   

Farklı bölge ve kültürlerden gelmelerine rağmen, katılanların kendisini tek bir aileye ait hissettiği ayinde, boğulmamızı istemeyen İsa’nın eline “Rab kurtar beni” diyerek tutunan Petrus gibi korkmadan Allah’a güvenerek, fırtınada bile O’nu çağırma cesaretine sahip olmak için herkes kuvvet buldu.  

Bu sözlerin verdiği güçle, ayin sonrasında cemaat mensubu Türk ve Afrikalı öğrencilerden oluşan genç gruplarla yapılan sade toplantı, derin bir anlam taşıyordu. Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede azınlık olarak bulunan Hristiyan gençlerin yaşadıkları, yakın zamanda yapılan Dünya Gençlik Günü’nün ardından deneyimler, yeni neslin sorunları, endişeleri ve umutlarına dair sorular ve cevaplarla samimi bir diyalog ortaya çıktı.  

Ülkesindeki şiddet ve baskılardan kaçıp 11 yıldır Türkiye’de mülteci olan ailesi ile yaşayan Ruandalı Hristiyan kıza yapılan ziyaret son derece etkileyici geçti. Hasta ve haftada üç kez diyalize gitmesi gereken ve on üç katlı bir binanın çatı katında yaşayan kız, Monsenyör Delpini’inin elinden komünyon alırken “Kilise’ye gidemiyorum, ama bugün Kilise bana geldi” diyerek duyduğu tarif edilemez sevinci paylaştı. 

Ertesi gün Keldani Episkoposu Monsenyör Ramzi Garmou ile birlikte İzmir’e giderken “görünmeyenler içinde en görünmeyen” ile tanışmak üzere yıllardır Türk hükümetinin Anadolu’nun ortasında sayısız mülteciyi tutmak için seçtiği şehirlerden biri olan Afyon’da durdular: Irak’taki IŞİD zulmünden kaçan ve on yıldır burada yaşayan Keldani Katolik Cemaati ile bir araya geldiler. 

Cemaatte 40 aile ve 200’den fazla çocuk bulunuyor. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… Çıplak duvarlarında Bakire Meryem’in ve İsa’nın resimleri asılı olan, son derece fakir ve tıka basa dolu dairelerden birinde, Keldani Rahiplerin yönettiği Arapça ve Aramice ayin kutlandı. Sonra inançlarını yaşamak için bir yer, bir rahip, bir katekist olmadan, unutulmuş halde ortada bırakıldıklarını buruk bir şekilde anlatırken, yaşadıkları acı yüreklerde bir sızıya yol açtı. Uzaktan gelenleri ağırlamak için tüm topluluğun hazırladığı Irak mutfağından leziz yemeklerle dolu bir sofra kurarak cömertlikleri ile duygulandırdılar. Gözyaşlarının gülümsemeye karıştığı bir havada Mesih’in bedeni kırıldı ve ardından insani cömertliğin ekmeği paylaşıldı. aynı masa etrafında üç farklı ritten ve milletten üç episkopos ile Allah’ın sürgünde yaşayan halkı arasındaki derin birlik duygusunu fark etmek gerçekten olağanüstüydü. Umudun Küçük ve Yüce bir tohumu. 

İki gün boyunca, İsa’nın Allah’ına iman etmeyi sürdürmek için büyük azimle mücadele eden, yorgun, cesareti kırılmış insanların; ziyaret edildiklerini, işitildiklerini hissetmeleri, acı ve yorgunluklarını duyan bir yakınlık bulmaları sayesinde, onlardan uzak olmayan bir Kilise ile karşılaşmaları evrensel kardeşliğin bir işareti oldu. 

İşe bu, Monsenyör Delpini’nin iki gün boyunca bir araya geldiği Kilise’dir. Başepiskopos’un çok iyi belirttiği gibi «sayıca az ama kırılganlığı ve güçsüzlüğünde büyük bir güç ve hayat taşıyan, küçük bir tohumun enerjisine sahip bir Kilise. Çok büyük binaları olmayan, ama bağları, ilişkileri, buluşmaları olan, ne kadar eski ise o kadar yeni ve son derece karmaşık ve çeşitliliği ile azınlık olsa da bize öğretecek çok şeyi olan kız kardeşimiz Kilise».

Çeviren: Şule Rogenbuke, CET Basın Bürosu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir