Imelda ve Tolga’nın önerisiyle Magnificat Korosu, 9-12 Temmuz 2026 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kentin farklı kültür ve sanat mekânlarında düzenlenen 4. Uluslararası İstanbul Koro Festivali’ne katılmanın sevincini yaşadı.
Festivale katılım, koroların başvurularının ardından müzikal ölçütler doğrultusunda bir seçici kurul tarafından değerlendiriliyordu. Entonasyon, seslerin uyumu, artikülasyon, ritmik birlik, dinamikler ve repertuvar seçimi gibi farklı ölçütlerin dikkate alındığı bu süreç, aynı zamanda koromuzun kendisini resmî bir isimle tanıtmasını da gerektiriyordu. Böylece, koromuzun ruhunu ve misyonunu çok güzel ifade eden adı ortaya çıktı: Magnificat.
Peki, biz kimiz?
Magnificat, İstanbul Saint-Esprit Katedrali’nin özellikle önemli Efkaristiya kutlamalarına ilahileriyle eşlik eden korosudur.
Bu yolculuk 2023 yılında yedi kişiyle başladı: Rahibe Arabell, Rahibe Stella, Laeticia, Giovanna, David, Sarah ve Angelo. Zaman içinde bu küçük müzik ailesi giderek büyüdü. Bugün Magnificat, Rahibe Maria Arabell’in yönetiminde, İstanbul Apostolik Vikaryası’nın farklı korolarından bu müzikal, kardeşçe ve ruhani yolculuğa katılmak isteyen üyeleri bir araya getiriyor.
Dört eser, üç dil, aynı buluşma arzusu
Festival için farklı renkleri bir araya getiren dört eser seçtik:
- Jesus Christ, You Are My Life, Marco Frisina
- Kim Suyundan İçerse – Rabbin Duruyor
- Cantate de Noël
- Haendel’in Hallelujah’ı
Türkçe, İngilizce ve Fransızca seslendirdiğimiz bu dört eser, festivale katılımımızın ardındaki temel arzuyu da yansıtıyordu: müzik aracılığıyla birbirimizle buluşmak ve İstanbul için böylesine değerli olan birlikte yaşama kültürüne kendi mütevazı katkımızı sunmak.
Aynı zamanda farklı geleneklerden eser ve ilahiler aracılığıyla Hristiyan müzik mirasının zenginliğinden küçük bir kesiti dinleyicilerle paylaşmak istedik.
Bu yaklaşım, farklı kültürlerden insanları koro müziğinin birleştirici gücü etrafında buluşturmayı amaçlayan festivalin ruhuyla da güzel bir uyum içerisindeydi.
Ve beklenen gün geldi…
Sahneye çıkmadan önce elbette Katedral’de uzun ve yoğun prova günleri yaşandı. Notaları yeniden ele almak, sesleri uyumlu hâle getirmek, nüanslar üzerinde çalışmak, gerektiğinde aynı bölümü tekrar tekrar söylemek… Karşılıklı dinlemeyi ve sabrı gerektiren bütün bu hazırlık süreci, aslında koro müziğinin güzelliğinin de bir parçasıydı.
Ve nihayet hepimizin heyecanla beklediği gün geldi.
Magnificat, o gün programda yer alan dört koro arasında sahneye çıkan ilk topluluk oldu. Neredeyse tamamen dolu olan salonda, başarılı teknik altyapı ve güzel akustiğin de katkısıyla, haftalar süren çalışmalarımızın meyvesini dinleyicilerle paylaşma fırsatı bulduk.
Elbette, her müzikal yolculukta olduğu gibi her şey kusursuz değildi! Son eserde biraz hızlandığımız anlar oldu; belki gözlerimizi notalardan kaldırmayı da zaman zaman unuttuk…
Ama ne gam! Birlikte söyledik, birlikte öğrendik ve katettiğimiz yoldan mutluluk duymak için pek çok nedenimiz vardı. Çünkü müzikal performansın ötesinde, asıl önemli olan başka bir yerdeydi.
İstanbul’un farklı müzikal ve kültürel renklerine açık bu festivalde, birkaç dakika boyunca Hristiyan ilahileri de yankılandı. Uzun sözlere gerek duymadan, yalnızca müziğin evrensel diliyle birbirimizle buluşmanın, birbirimizi dinlemenin ve her birimizin taşıdığı güzelliği paylaşmanın mümkün olduğuna tanıklık etmek istedik.
Belki de bir koronun anlamı tam olarak burada gizlidir: birlikte nefes almayı öğrenmek ve zamanla farklı seslerden tek bir sese dönüşebilmek.
Magnificat’ın önümüzdeki yıllarda da bu güzel yolculuğun bir parçası olmasını gönülden diliyoruz. Biraz daha fazla deneyimle, gözlerimiz notalara belki biraz daha az takılarak… ve Tanrı’nın lütfuyla, hep aynı şarkı söyleme, buluşma ve paylaşma sevinciyle!
