PAPA XIV. LEO BAŞKANLIĞINDA BARIŞ İÇİN DUA

Barış için Dua Papa XIV. Leo’nun Düşünceleri

Sevgili kardeşlerim,

Sizin duanız, İsa’nın sözüne göre dağları yerinden oynatan (bkz. Mt 17,20) o imanın bir ifadesidir. Davetimi kabul edip, burada, Aziz Petrus’un mezarı yanında ve dünyanın birçok yerinde barış için dua etmek üzere bir araya geldiğiniz için teşekkür ederim. Savaş böler, umut birleştirir. Zorbalık çiğner, sevgi yükseltir. Putperestlik körleştirir, yaşayan Allah aydınlatır.

Sevgili kardeşlerim, insanlık olarak ve insanlıkla birlikte tarihin bu dramatik anıyla yüzleşebilmemiz için çok az bir iman, bir kırıntı kadar iman yeterlidir. Çünkü dua, sorumluluklarımızdan kaçmak için bir sığınak değildir; büyük adaletsizliklerin doğurduğu acıdan kaçmak için bir anestezi değildir. Aksine, ölüme verilen en özgür, en evrensel ve en sarsıcı cevaptır: Biz zaten dirilen bir halkız!

Her birimizde, her insanda iç öğretmen olan Mesih barışı öğretir, buluşmaya yönlendirir, dua etmeyi ilham eder. O hâlde bakışlarımızı yukarı kaldıralım! Enkazlardan yeniden doğrulalım! Hiçbir şey bizi önceden yazılmış bir kaderin içine kapatamaz; hatta mezarların bile yetmediği, yaşamın hâlâ çarmıha gerildiği ve yok edildiği bu dünyada bile…

Aziz II. Yuhanna Pavlus, barışın yorulmaz tanığı olarak, 2003 Irak krizi bağlamında şu sözleri söylemişti:

“İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış ve hayatta kalmış bir kuşağa aitim. Benden daha genç olan ve bu deneyimi yaşamamış tüm gençlere şunu söylemek zorundayım: ‘Bir daha asla savaş olmasın!’ — tıpkı Aziz Papa VI. Pavlus’un  Birleşmiş Milletler’e ilk ziyaretinde söylediği gibi. Elimizden gelen her şeyi yapmalıyız! Barışın her koşulda mümkün olmadığını biliyoruz. Ama bu sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu da biliyoruz.” (Angelus, 16 Mart 2003)

Bu akşam onun bu çağrısını, güncelliğini hiç yitirmeyen bu çağrıyı ben de benimseyerek yineliyorum. Dua bizi eyleme hazırlar. Dua bizi eyleme eğitir. İnsanların sınırlı imkânları, duada Allah’ın sonsuz imkânlarıyla birleşir. Böylece düşünceler, sözler ve eylemler kötülüğün şeytani zincirini kırar ve Allah’ın Hükümranlığına hizmet eder.

Bu Hükümranlıkta kılıç yoktur, drone yoktur, intikam yoktur, kötülüğün sıradanlaştırılması yoktur, haksız kazanç yoktur; yalnızca insan onuru, anlayış ve bağışlama vardır.

Burada, çevremizde giderek daha öngörülemez ve saldırgan hale gelen o her şeye kadir olma çılgınlığına karşı bir set var İnsanlığın dengesi ciddi şekilde bozulmuştur. Hatta Allah’ın kutsal adı, yaşam veren Allah’ın adı bile ölüm söylemlerine alet edilmektedir.

Böylece tek bir Baba’ya sahip kardeşler dünyası kayboluyor ve bir kâbus gibi dünya düşmanlarla dolu görünüyor. Her yerde işitmek ve biraraya gelmek için çağrı yerine tehditler hissediliyor.

Dua eden kişi kendi sınırlarının bilincindedir; öldürmez ve ölümle tehdit etmez. Ölüme hizmet eden ise, yaşayan Allah’a sırtını dönüp kendini putlaştırır (bkz. Mezmur 115,4-8).

Artık kendimize ve paraya tapmaya dur diyelim! Güç gösterisine, savaşa karşı arrtık yeter diyelim! Gerçek güç, yaşama hizmet etmektir. Aziz 23. Yuhanna sade bir evrensel bilgelikle şöyle yazmıştır: “Barıştan herkes fayda görür: bireyler, aileler, halklar ve tüm insanlık.”

Ve Pio XII’nin sözlerini tekrarlayarak eklemiştir: “Barışla hiçbir şey kaybolmaz. Savaşla her şey kaybedilebilir.” (Pacem in terris, 62)

Bugün barışa inanan, barışı seçen, yaraları saran ve savaşın deliliğinin bıraktığı yıkımı onaran milyonlarca, hatta milyarlarca insanın ahlaki ve ruhsal gücünü birleştirelim. Savaş bölgelerinden gelen çocuk mektupları alıyorum. Onları okurken, masumiyetin gerçeğiyle, bazı yetişkinlerin gururla övdüğü eylemlerin dehşeti ve insanlık dışılığı açıkça görülüyor. Çocukların sesini dinleyelim!

Kardeşlerim, elbette ulusların yöneticilerinin vazgeçilmez sorumlulukları vardır. Onlara sesleniyoruz: Durun! Barış zamanıdır! Diyalog ve arabuluculuk masalarına oturun; silahlanma planlarının ve ölüm kararlarının alındığı masalara değil! Ama aynı derecede büyük bir sorumluluk da hepimize aittir: farklı ülkelerden gelen, savaşı sözle değil eylemle reddeden büyük insan topluluğuna. Dua, kalplerimizde ve zihinlerimizde kalan şiddet unsurlarını dönüştürmemiz için bizi harekete geçirir: dostluk ve karşılaşma kültürüyle tartışma ve boyun eğme eğilimlerinin yerini alarak, evlerde, okullarda, mahallelerde, sivil ve dini topluluklarda her gün inşa edilen bir barış krallığına yönelelim. Sevgiye, ılımlılığa ve iyi siyasete yeniden inanalım. Kendimizi eğitelim ve her birimiz kendi çağrımıza yanıt vererek bizzat bu sürece dahil olalım. Barış mozaiğinde herkesin bir yeri vardır!

Tesbih, diğer çok eski dua biçimleri gibi, bu akşam bizi tekrarlara dayalı düzenli ritmiyle bir araya getirdi: Barış işte böyle, kelime kelime, hareket hareket, bir kayanın damla damla oyulması gibi, dokuma tezgahında dokumanın hareket hareket ilerlemesi gibi yerini bulur. Bunlar, Allah’ın sabrının işareti olan hayatın uzun zaman dilimleridir. Ne peşinde olduğunu bilmeyen bir dünyanın hızlanmasına kapılmamamız, hayatın ritmine, yaratılışın uyumuna yeniden hizmet etmeye ve yaralarını sarmaya ihtiyacımız var. Papa Francesco’nun bize öğrettiği gibi, «zeka ve cesaretle iyileşme süreçlerini ve yenilenmiş karşılaşmaları başlatmaya hazır barış ustalarına ihtiyaç vardır» (Fratelli tutti genelgesi, 225). Aslında “toplumun çeşitli kurumlarının her birinin kendi yetki alanına göre müdahil olduğu bir barış ‘mimarisi’ vardır, ancak bizi de içine alan bir barış ‘zanaatı’ da vardır” (ibid., 231).

Sevgili kardeşlerim, yorulmadan her zaman dua etme ve yürekten derin bir dönüşüm yaşama kararlılığıyla evlerimize dönelim. Kilise, uzlaşma ve barışın hizmetinde olan büyük bir halktır; savaş mantığını reddetmesi kendisine yanlış anlaşılma ve hor görülme pahasına olsa bile, tereddüt etmeden ilerler. Kilise, barışın Müjdesini duyurur ve insanlara değil, Allah’a itaat etmeyi öğretir; özellikle de uluslararası hukukun sürekli ihlalleri nedeniyle tehlikeye atılan diğer insan varlıklarının sonsuz haysiyeti söz konusu olduğunda. «Tüm dünyada, her topluluğun, diyalog yoluyla düşmanlığı ortadan kaldırmayı öğrendiği, adaleti uyguladığı ve bağışlamayı koruduğu bir “barış yuvası” haline gelmesi arzu edilir. Nitekim bugün her zamankinden daha fazla, barışın bir ütopya olmadığını göstermek gerekir» (59. Dünya Barış Günü Mesajı, 1 Ocak 2026).

Her dilden, her halktan ve her ulustan kardeşlerim: Biz ağlayan, umut eden ve yeniden ayağa kalkan tek bir aileyiz. «Bir daha asla savaş, geri dönüşü olmayan bir macera; bir daha asla savaş, yas ve şiddetin sarmalı» (Aziz II. John Paul, Barış Duası, 2 Şubat 1991).

Sevgili kardeşlerim, barış hepinizle olsun! Bu, çarmıhta sevgiyle yaptığı fedakarlığın meyvesi olan, dirilen Mesih’in barışıdır. Bu nedenle O’na yakarıyoruz:

Rabbimiz İsa,

silah ya da şiddet kullanmadan ölüme galip gelen:

barışın gücüyle onun gücünü yok eden sen,

Paskalya sabahında 

kararsız kalan kadınlara,

saklanan ve korkmuş havarilerine 

verdiğin gibi

Bize kendi barışını ver.

hayat veren, barışan,

düşmanları ve hasımları kardeş yapan nefesini 

Ruhunu gönder.

Kalbi parçalanmış halde

 çarmıhının altında dururken,

Dirileceğine imanı sarsılmayan

Annen Meryem’in güvenini bize ilham et,

Savaşın çılgınlığı sona ersin,

ve Dünya, hala hayatı yaratmayı,

korumayı ve sevmeyi bilenler tarafından 

özenle bakılsın ve verimli kılınsın.

Yaşamın Efendisi, dinle duamızı!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir