Urfa’daki ilk ayları boyunca, Fr Andrea ve küçük topluluğu ‘günlük yaşamın somut diyaloğunu’ deneyimledi: alışverişe giderken, kiralanan yeni evi (İbrahim Evi) döşemek için dükkânları dolaşırken ya da sadece şehri tanımak için gezindikleri sırada komşularla, esnafla, harika Urfa pazarındaki tüccarlarla iletişim kurmanın ne kadar önemli olduğunu gördüler.
Yerel halkla ilişki kurmak zor değildi: örneğin, çoğu zaman, mallarını satın alıp almadıklarına bakmaksızın onları kibarca içeri davet eden bir esnafın dükkânında çaylarını yudumlarlardı.

Ayrıca, kadınların varlığı, Don Andrea’nın tek başına asla temas kuramayacağı komşularla ilişkileri destekledi. Don Andrea’nın kız kardeşleri olarak bilinen Luciana, Piera ve Milena yavaş yavaş mahallede tanıdık yüzler haline geldiler.
Piera o günlerdeki durumlarını şöyle anlatıyor:
« Gelişimizden bir hafta sonra [Eylül 2001, İtalya’dan yeni dönmüştük], komşumuz bizi kızlardan birinin düğününe davet etti. Bu onların açısından çok hoş ve sevecen bir düşünceydi ve geleneklerinin önemli bir bölümünü tanımamıza olanak sağladı. Dünyanın herhangi bir ülkesinde bir düğün, bir aile için her zaman çok önemli bir olaydır ve burada da son derece önemliydi. Gelin ve damadın nikah töreninde bulunmadık, bu nedenle nerede ve nasıl gerçekleştiğine dair hiçbir fikrimiz yoktu. Ama düğünden sonra gelin ve damatla birlikte tüm konukların müzik ve dans eşliğinde toplandığı bir salonda düzenlenen eğlenceye katıldık.
Ne yazık ki düğünün yapıldığı gün, gece saatlerinde gelin birkaç yıldır hasta olan ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olan babasını kaybetti. Biz bunu öğrendiğimizde cenaze töreni ayarlanmıştı, bu nedenle birkaç gün sonra tüm aileyi minibüsümüzle mezarlığa götürdük ve hep birlikte, her birimiz kendi inancımıza göre Tanrı’ya dua ettik.
Bir başka arkadaşımız da üç gün önce doğan kız bebeğini görmemiz için bizi eve davet etti.
Böylece hayattaki en önemli üç olaya, evliliğe, ölüme ve doğuma az da olsa katılmış olduk.” (Urfa’dan alıntı 21 Kasım 2001, «Giornalino Finestra per il Medioriente» dergisinde yayınlanan makale, n. 9, Aralık 2001/2002).
Yine bu ilk aylarda Luciana Piera ve Milena, Samsun’da yalnız olan rahip Peder Pierre’e destek olmak için 15 günlüğüne onun yanına gittiler. O günler boyunca Hıristiyan bir aileyle günlük yaşamı paylaştılar, yoğun ve neşeli bir kardeşlik hayatı yaşadılar.

Peder Andrew ise aynı dönemde Trabzon’a, rahibi olmayan ancak Columba (Adanmış, laik bir Alman kadın) tarafından gözetilen küçük Hıristiyan cemaatini desteklemek üzere gitmişti. Samsun’da geçirdikleri 15 günün sonunda Luciana Piera ve Milena Trabzon’da Fr Andrea’ya katıldılar.
Mektup No. 8. Roma, 1 Temmuz 2001
[.. ] Roma’da üç hafta geçirdikten sonra, 30 Haziran’da dördüncü ayım için İstanbul’a döndüm. Umarım çok fazla İtalyanca konuşmak bana zarar vermemiştir! Neyse ki yeni evdeki [İbrahim Evi, editörün notu] çalışmalar bana işçilerle başa çıkma pratiği yapma fırsatı verdi: tesisatçılar, marangozlar, elektrikçiler, demirciler, boyacılar vs. arasında gerçek bir ‘Türk’ hamamı gibiydi. Ayrıca sadece pratik işlerle uğraşmak değil, haber alışverişi, birbirini tanıma, hayatın sorunları, aile, iş, din hakkında konuşmaktan ibaret bir misafirperverlik pratiği de söz konusuydu. İyi ilişkiler doğdu, samimi, içten, şakacı, bazı durumlarda dostça. Kuşkusuz tüm bu tanışıklıklar dualarımızı zenginleştirdi (ben Milena, Piera ve Luciana ile birlikteydim) çünkü her yeni insanı, her yeni karşılaşmayı, yaşamın her yeni parçasını, farkına vardığımız her sorunu Tanrı’nın huzuruna ve Efkaristiya’ya geri getirdik. ‘Türk’ hamamını ‘lütuf ve Kutsal Ruh’ banyosu izledi. Bundan dolayı mutluyduk ve hala da mutluyuz.

Gördüğüm ve deneyimlediğim diğer şeyler kimi zaman güzel, kimi zaman acı verici. Bunlardan bazılarını size anlatmak istiyorum, böylece kendinizi cesaretlenmiş ve zenginleşmiş hissedebilir ya da desteğinizi vermek ve lütuf ve kardeşlik sevgisi kanalını aktarmak zorunda hissedebilirsiniz. Bir yıldan biraz fazla bir süre önce evli bir çift Hristiyan oldu. Şehirdeki (birkaç yabancı dışında) tek Hristiyan olmalarına rağmen mutlular [Samsun, n.d.r.] Rahiplerinin yasal zorluklarıyla sadelik, güven ve cesaretle yüzleştiler. Bu, berrak, açık, yumuşak ve esaslı bir kamusal tanıklık vesilesiydi. Milena, Piera ve Luciana ile iki hafta geçirmiş olmaktan büyük mutluluk duyuyorlardı: Üç Hristiyanla birlikte olmanın sevinciyle ruhu gülümsüyordu! Ayrıldığımızda şöyle dediler: «Bize birkaç Hristiyan gönderin, birkaç aile gönderin: kendimizi yalnız hissetmememiz için birkaç Hristiyan görmeye ihtiyacımız var”. “Kardeşlerin bir arada olması ne kadar güzel, ne kadar sevindirici” diyen Mezmur’u ve İsa’nın şu sözlerini hatırladım: “İki ya da üç kişinin benim adımla toplandığı yerde ben de onların arasındayım.». Kilise bir insan icadı değildir. İki ya da üç kişinin İsa’nın adıyla bir araya gelmesidir. İsa’nın bize bıraktığı güçtür, Üçlü Birlik’in yeryüzündeki somutlaşmış halidir. Ve Hristiyanlığımızın ne kadar sıklıkla ‘mahrem ve özel’ olduğunu düşünüyordum, her biri kendi kalesinde yalnız, çocuklar Sevgi ve Söz olan ve kendini Yakın kılan bir Tanrı’dan ziyade yalnız ve uzak bir Tanrı’nın çocukları.
[…] Sizi selamlıyor ve her şeyin en iyisini diliyorum. Tanrı sizi nereye yerleştirdiyse orada olun. Günün somut işlerinde ve her an hazır bulunarak orada olun. Sadece pasif bir şekilde bedeninizle değil, yaşayan bir ruhla orada olun. Sizden yoğun ve sürekli dua istiyorum. Ben de sizin için dua ettiğime sizi temin ederim.
Don Andrea
Çeviren: Şule Rogenbuke
Fotoğraflar
1. Don Andrea, Milena, Piera ve Luciana Urfa’daki komşu aile ile birlikte bir kayığa biniyorlar.
2. Peder Pierre, Luciana, Milena ve Samsun kilisesindeki küçük cemaat
3. Urfalı komşu kızının düğün töreni
