HEPSİ İSA’NIN UĞRUNA

Rahiplik yaşamımda dua hakkında vereceğim tanıklığın, yarım yüzyıla yayılan bir Fokolarino, bir laik ve bir işçi olarak dua deneyimimi de kapsaması gerektiğini düşünüyorum. Yarattığı hammaddeyi minnetle kullanarak ve komşuma hizmet ederek, her şeyi İsa’nın adı ile yaparak Allah’a tapınabileceğimi fark etmek benim için büyük bir keşifti (Kol. 3, 17). Akşamları şantiyeden ayrılmadan önce diz çökerek her şeyi Baba’ya ve uğruna iyilik yaptığım ve içlerinde Mesih’in varlığını gördüğüm insanlara sunuyordum (Kol. 3,23; Mat. 25,40). Hayatımdaki dua artık sadece dindarca uygulamalara indirgenmemeye başladı…  Yavaş yavaş her şeyi sunmayı öğrendim, sadece işi değil… özellikle de benim ve başkalarının acılarını o anda dilime gelen sözlerle, plansız bir dua ile sunmayı. Herkes için ortak olan kraliyet rahipliğinin derin boyutunu keşfettim.

On yıl boyunca, bir rahip olarak, evet, bir ‘katma değer’in lütfunu kavradım, ama bu bir hizmet, bir bağış… Bu kadar çok kesimden talep görmek, duanın derinliğiyle desteklenen bir ‘Ruh’un adamı’ olmayı daha da fazla gerektiriyor. Bu benim için giderek “her şeyin merkezi” haline geliyor, ama aynı zamanda ruhani “çevre” mi de içeriyor: günlük yaşamın sadeliği. Sık sık Zekeriya’nın müjdesi ile Meryem’in müjdesi arasında karşılaştırmalar yaparım. İlkinde, ayrıcalıklı yer ve zamana, tapınak sunağına ve tütsü değişimine rağmen (Lk 1,9-11), Zekeriya’nın gizeme katılımı hafife alınmaz. İkincisinde ise ne yer ne de zaman tanımlanmıştır (Lk 1,12 bir ev sahnesi?), ancak Meryem gizeme hemen katılır. Uzun zamandır bu benim için büyük bir ışık oldu: Kutsal Ruh bana en beklenmedik zamanlarda ve yerlerde ulaşabilir.

Hayatımdaki dua, herhangi bir biçiminin ötesinde, Tanrı’nın merhametiyle her zamankinden daha büyük bir önem kazanıyor, çünkü onun aracılığıyla, İsa’da, “Baba, sen bende ve ben sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar” (Yuhanna 17,21) gizemini elimden geldiğince tecrübe ediyorum. O’nun tarafından oluşturuluyor ve kardeşlerine bu gizemi nasıl yaşayacaklarını bilmeleri için yardımcı olmak (onlara hizmet etmek) üzere gönderiliyorum.

Baba Tanrı’nın duyarlılığımı geliştirdiği bir başka güçlü nokta da Söz’le dua etmektir. Söz’e itaat ederek O’nun isteğini anlamanın (Rom.12,2) güvencesine sahip olurum ve O’nun “aile üyesi” (Mk.3:35) olmanın yanı sıra, O’nu severim. Kendime rağmen Tanrı’yla birlikte yaşamanın muazzam lütfuna, biz Hristiyanlara özgü sevgi karşılıklılığına sahibim! Bazen bana çok yardımcı olan azizlerin yazıları üzerinde meditasyon yapıyorum, ama çok geçmeden Söz’e, özellikle de Müjde’ye, gerçekten Yaşam olan Söz’e duyduğum özlemin pençesine düşüyorum! Varlığımın en uygun anında beni her zaman bulur ve şaşırtır.

Efkaristiya kutlaması mükemmel bir duadır. Ben sadece kutlama dışında O’nunla olan ilişkiden bahsediyorum; bu ilişki genellikle kısa, yoğun ve aydınlık anlardan oluşur ve ne yazık ki bazen benim ihmallerim yüzünden karşılık bulmaz… Bazen kendimi O’nun önünde, O’nun sözlerini dinlemek bir yana, söz söyleyecek güçten yoksun bulurum. Bir keresinde O’nun önünde diz çökmüş, kendimden geçmiş ve rahatsız bir haldeyken, O’na daha da yaklaşmak istedim. Mabedin altında yere oturdum, sırtım sunağa dönüktü ve başımı soğuk mermer duvara yaslamıştım. Saniyeler içinde ‘ruhun nefesini’ hissettim, sözcüklerin olmadığı bir diyalog içinde. O soğuk mermer sanki İsa’nın göğsünün sıcaklığını yayıyordu (Yuhanna 13,25).

Yazan: P. Carmine Donnici

Foto : Fr Jawahar Cutinho

Çeviren: Şule Rogenbuke

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir