BİZİ SEVENLE KONUŞMAK: BİREYSEL DUA

Dua Tanrı’yla bir diyalog ve karşılaşmadan oluştuğu için, iki varlığın olması gereklidir: bizim ve Tanrı’nın varlığı. İsa öğrencilerine öğretirken bize bunu söyler: “Ama siz, dua ettiğiniz zaman odanıza girin ve kapıyı kapatıp gizlice Babanıza dua edin; gizlice gören Babanız sizi ödüllendirecektir” (Matta 6,6). Bu içsel hatırlama, kişinin kendisini Tanrı’nın huzuruna yerleştirmesi ve O’nunla karşılaşması için vazgeçilmezdir. Avilalı Aziz Teresa, Tanrı’yla bu karşılaşmayı nasıl yaşayacağımız konusunda bize çok yerinde tavsiyelerde bulunur. Mükemmelliğin Yolu kitabının 26. bölümünde, sesli duayı iyi yaparsak (bu bir Göklerdeki Pederimiz, bir Selam Sana ya da bir azize dua olabilir), kendimizi daha derin olan zihinsel duaya hazırladığımızı söyler. Bu nedenle, dua etmeye başlamadan önce, o andaki durumumuzu içtenlikle analiz ederek bir “vicdan muhasebesi” yapmalıyız. Bu tutum dua yaşamında esastır, çünkü insanın Tanrı’yla karşılaşmasındaki en büyük güçlük kendisiyle karşılaşmak istememesi, kendi zayıflıklarını ve sınırlılıklarını fark etmemesidir. Bu karşılaşmanın gerçekleşmesi için öncelikle fiziksel olarak nasıl olduğumuzu analiz etmeli, bedensel durumumuzu tanımlamalıyız: huzursuzluk, uyku, öfke, dağınıklık vs. Bundan sonra, ne olduğumuzu alçakgönüllülükle Tanrı’ya sunmak için ruhumuzun derinliklerine inmeliyiz. 

Duaya doğru atılan ilk ve en önemli adım kuşkusuz alçakgönüllülüktür. Tanrı’nın büyüklüğü karşısında ne kadar küçük olduğumuzu bilmektir. Ve bu farklılığa rağmen O’nun bizimle buluşmak istediğini bilmektir. Dua başlangıçta bundan ibarettir: insanın sınırlılığı ile ilahi merhamet arasında bir karşılaşma. Bu nedenle, Azize Teresa ruhani kızlarına kendilerini sürekli olarak Rab’bin huzuruna yerleştirmelerini öğütlemiştir: “Hemen arkadaş arayın, kızlarım. Ve birazdan söyleyeceğiniz duayı size öğreten Öğretmenin kendisinden daha iyi bir arkadaş olabilir mi? Rab’bin kendisinin yanınızda olduğunu düşünün ve size nasıl bir sevgi ve alçakgönüllülükle öğrettiğini görün.” Azize Teresa sık sık duanın ‘düşünme’, yani Tanrı’nın varlığının içsel yansıması veya anımsanması olması gerektiğini söyler. Bu tutumla, tek bir kelime bile söylemeden dua etmeye başlarız. Bu nedenle hatırlama, sessizlik, alçakgönüllülük ve Tanrı’nın varlığını düşünmek dua edebilmenin temelidir. Tanrı’nın varlığını düşünerek O’nunla konuşmaya başlamalıyız. Çünkü Aziz Teresa’nın haklı olarak tanımladığı gibi, dua bizi sevdiğini bildiğimiz kişiyle bir dostluktur, bir sohbettir. 

Bu nedenle dua, Tanrı ile gün boyunca gerçekleşebilecek ve gerçekleşmesi gereken bir diyalogdur. Yalnız kalıp biraz daha düşünmek için bir anımız varsa, bu daha iyidir. Ancak böyle bir zamanımız yoksa, günlük faaliyetlerimizde Tanrı’nın varlığını düşünme fırsatını değerlendirebiliriz. Bunun nedeni, bildiğimiz gibi, Tanrı’nın her zaman yakınımızda olmasıdır. Dua yaşamında büyümek, Tanrı bilgisi ve sevgisinde büyümek demektir. Onunla dostluk geliştirmeliyiz. Dostluğu geliştirmek için de sürekli diyalog halinde olmalıyız. Bildiğimiz gibi, dostluğun nihai nedeni yaşam birliğidir: dünyasal yaşamın sonunda, insan cennette Tanrı’yla bu yaşam birliğine (communicatio) katılacaktır. Tanrı’yla birliğimiz burada, yeryüzünde başlar ama cennette doruk noktasına ulaşacaktır. Bazen burada karanlıkta düşündüğümüz O, bir gün önümüzde olacaktır. Onu sevmeye bu yaşamda başlamalıyız: varlığımızın amacı ve duamızın önemi budur.

Yazan: P. Leonardo Camara, IVE

Çeviren: Şule Rogenbuke

Foto: Azione Cattolica Italiana

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir