2014 yılının Kasım ayında yani bundan tam on yıl önce, o zamanlar Peder Massimiliano Palinuro ile ilahi takdirin sayesinde karşılaştık ve onun kardeşçe yoldaşlığında Türkiye’nin sevgili topraklarına vardık.
Bize yeni bir yol ve yeni bir göreve açılan somut bir olasılık sunan ilahi hayal gücüne kendimizi güvenle sunmanın coşkusu ve kararlılığıyla henüz iki ay önce tanıdığımız ama çoktan evimiz gibi görmeye başladığımız İzmir’e indik.
Rab’be şükretmekle geçen bu zamana bakınca ve paylaşılan değerli buluşmaların hiç birini unutmadan ya da haklı değerini vermeyi unutmadan tamamını özetlemeye çalışınca her şeyi kendisinde topladığını düşündüğüm, tüm her şeyin anlamını somutlaştıran bir yüz var: Remziye.
Onunla katekümen olarak devam ettiği Aziz Yuhanna Katedrali’nde tanıştık ve onu orada tanıdık. Hiç de kolay olmayan hayatından söz eden, bir çocuğun coşkusu ve sadeliği ile gülümseyen yüzünde son derece kıymetli kırışıkların çevrelediği parlayan gözleri ile daima tanıyormış gibi hissettiğimiz bu yaşlı kadın daima hatırımdadır.

Aziz Papa II. Yuhanna Pavlus, Novo Millennio Ineunte (İkinci Bİn Yılın Başı)nda cemaatin ruhsallığı hakkında şöyle diyor: “Allah’ın planına sadık kalmak ve dünyanın derin beklentilerine cevap vermek istiyorsak, Kilise’yi cemaatin evi ve okulu haline getirmek başlayan milenyumda karşımızda duran en büyük mücadele olmalıdır.”
Ardından şunları söylüyor: Cemaatin ruhsallığı her şeyden önce, içimizde yaşayan Kutsal Üçlü Birliğk gizeminin kalp tarafından tefekkür edilmesini ve ışığının etrafımızdaki kardeşlerin yüzünde parladığını da görebilmemiz gerektiğini gösterir. Cemaatin ruhsallığı aynı zamanda, inançlı kardeşlerimizi Mistik Bedenin derin birliği içinde ve dolayısıyla “benim bir parçam olanlar” olarak düşünme yeteneği anlamına gelir”. (NMI 43)
Tüzüğümüze dahil olan ve bizlerin de yaşamaya çalıştığı tüm bu teminatların Remziye’de vücut bulduğunu ve onunla görünür hale geldiğini tecrübe ettik. “tamam” ve “evet” diye cevapladığımız – çünkü gelir gelmez öğrendiğimiz iki kelime buydu – uzun uzadıya sohbetler ettik. Bu sorun değildi, çünkü farklı dillerde olsa da birlikte kutsal Ayin’e katıldık ve Tesbih duası söyledik. On dört durağının her birinde, kendisini üç saatte evine görtürecek otobüse yetişmek için oyalanmadan samimi ve duygulu bir bağlılıkla Haç Yolu’nu yaparken onu izledik ve şunu hissettik: Biz o Mistik Beden’de inanılmaz bir şekilde tek bir kalp ve tek bir ruh idik.
Anneliğin sevinci ve acılarını tamamıyla anladığını hissettiği ve bir kız evlat gibi sevildiğini bildiği Meryem Ana’ya bağlılığı özellikle Efes Meryem Ana Evine yapılan Hacılıklarda özellikle kendini gösteriyordu.
Kendi isteğine bağlı olduğu müddetçe Pazar Ayinlerini ve Hristiyanlığa Giriş Sırlarına hazırlık ve eğitim toplantılarını asla kaçırmazdı. Vaftiz günü için, mümkün olsa her gün giymek isteyeceği tamamen beyaz bir elbise işlemişti. İsa’yı Efkaristiya’da alabilme fikri bile gözlerinin yaşlarla dolmasına sebep oluyordu.
O şimdi Gök’te çok sevdiği Rab’binin yanında. Artık kesinlikle Tele Padre Pio’daki kutlamalarda hiç Türkçe olmamasından şikayet etmiyordur.
Toplantılar, paylaşımlar, eğitimler ve Havarilerin izinde Meryem’in bakışları altında Sevginizin varlığıyla dolu bu Lütuf zamanı için Tanrı’ya şükürler olsun.
Başpiskoposumuz Monsenyör Martin’in bize sevgiyle dilediği gibi, yere atılan Krallık Tohumunun bir gün Tanrı’nın Kalbine göre bol meyve vermesi için dua ediyoruz.
Yazan: Suor Antonella e le Discepole di Maria e dell’apostolo Giovanni
