AZİZE ANASTASİA

( Patricienne – Yüksek rütbeli soylu)

İmparator Jüstinyen döneminde, Konstantinopolis’te Anastasia adında soylu bir hanımefendi yaşıyordu. Büyük bir servete sahipti ve sarayda patricienne (yüksek rütbeli soylu kadın) unvanını taşıyordu. İmparator, onun erdemine hayranlık duyuyor ve içten bir yakınlık hissediyordu. Şeytan ise bu durumu fırsat bilerek, İmparatoriçe Theodora’nın kalbinde güçlü bir kıskançlık ateşi uyandırdı. Anastasia, bu duyguyu sezince saraydan uzaklaşmak için bir fırsat gördü ve İskenderiye yakınlarında Pempton denilen yerde bir kadın manastırı kurmak üzere ayrıldı.

Bir süre sonra (548), İmparatoriçe Theodora öldü. Bunun üzerine Jüstinyen, Anastasia’yı bulmak için büyük bir arayış başlattı. Bu arayışın farkına varan Anastasia korkuya kapıldı; erkek kıyafetleri giyerek manastırından gizlice kaçtı. Çölün derinliklerine giderek ünlü ruhani önder Daniel’den kendisini bu tehlikeden korumasını istedi. O andan itibaren “Hadım Anastasius” adını aldı. Daniel onu yeterince uzak bir mağaraya yerleştirdi ve ona sıkı bir ruhani yaşam düzeni verdi. Bu düzenin en önemli kuralı şuydu: Anastasia hücresinden dışarı adım atmayacak ve hiç kimsenin içeri girmesine izin vermeyecekti. Daniel’in bir müridi, her hafta sessizce hücre kapısına bir testi su bırakmakla görevlendirildi.

Tam 28 yıl boyunca, Anastasia bu kuralları eksiksiz bir sadakatle yerine getirdi. 566 yılının sonlarına doğru hastalandı ve ölümünün yaklaştığını hissetti. Bir tablete şu notu yazdı ve su testisinin yanına bıraktı: “Saygıdeğer Baba, lütfen bana su getiren müridinle birlikte geliniz ve hadım Anastasius’u defnetmek için gerekli olan her şeyi yanınıza alınız.”

Aynı gece Daniel, Anastasia’nın sonunun yaklaştığına dair bir içsel uyarı aldı. Ertesi sabah müridine şöyle dedi: “Çabuk git ve Hadım Anastasius’un hücresindeki tableti bana getir.”

Tableti okur okumaz mağaraya koştu, Anastasia’nın son anlarında yanında bulundu ve ruhu Rab’be teslim olduktan sonra onu hücresinin yanına defnetti. Ancak o zaman kardeşlerine gerçeği açıkladı: Hadım Anastasius, imparator Jüstinyen’in aradığı o büyük Bizans hanımefendisiydi. Azizenin kutsal emanetleri 1200 yılında Konstantinopolis’e nakledilmiş ve Ayasofya’nın yakınlarına yerleştirilmiştir.

Ruhani Düşünce

Azize Anastasia, Bizans sarayında büyük nüfuza sahip bir soyluydu. Buna rağmen, imparatorluk hayatının konforunu, ihtişamını ve zenginliğini geride bırakıp yalnızlık ve dua içinde bir kutsallık yolu seçti. Mısır çölüne kaçarak dünyadan radikal bir şekilde uzaklaştı; tek arzusunun Tanrı’ya yaklaşmak olduğunu gösterdi.

Toplumsal rollerin baskısından kurtulmak için bir keşiş kılığına girerek çöle sığındı. Onlarca yıl boyunca sessizlik, çile, dua ve ruhani disiplin içinde yaşadı. Çölün gizliliğinde, gerçek kimliğini keşfetti: yüksek rütbeli bir patricienne değil, Tanrı tarafından derinden sevilen bir ruh.

Azize Anastasia’nın hayatı, özellikle kendisini toplumun beklentilerine uymaya zorlanmış hissedenlere seslenir. Bize öğretir ki, Tanrı insanı en derinden sessizlikte karşılar.

Belki de Tanrı, O’na daha büyük bir sadelik ve güvenle yaklaşabilmem için hayatımdaki hangi rahatlıklardan veya bağlardan özgürleşmemi istiyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir