İlk Hristiyanlarda Görülen Kutsallık

Bir keresinde babam şöyle demişti: Azizlerin yaşadığı tüm zorluklara bakınca, doğal olarak onlara biraz da olsa benzemelisiniz; ama çok da benzemeyin!” Bu babamın mükemmel bir Hristiyan olmasını engellemedi. Ama onun yaptığı bu gözlem, ilk Hristiyanların taşıdığı kutsallık fikrinden çok farklı bir düşünceyi gösteriyordu. 


Onlar için kutsallık her şeyden önce edinilmiş bir kutsallıktı. Vaftiz aracılığıyla bize Kutsal Ruh verilir, böylece bedenimiz Allah’ın kendisi tarafından kutsanmış bir Tapınak haline gelir. İyi ya da kötü, eylemlerimiz ne olursa olsun bu sakrament, içimize bırakılan bir kutsallık tohumudur. İşte bu yüzden Aziz Pavlus Efes, Filipi ya da Kolose’deki Hristiyanlara “azizler” diye hitap edebiliyor.

Bu vaftiz edilmişlerin günah işlemediği anlamına gelmez. Ancak onlar layık olmasalar da içlerinde Allah’ı barındırmaktadır. 


Atalar için kutsallığın bu armağanı sevinçle kendini gösterir: “Kendisi aziz olmayan, nasıl azizlerin sevincine sahip olur?” (Özdeyişler, 23,1).


Sonra, yaşanan kutsallık vardır. Allah’ın içimize yerleştirildiği bu kutsallık tohumunun, yetiştirilmesi, geliştirilmesi gerekir. Bizim sorumluluğumuz işte bu ikinci aşamada başlamaktadır. Aziz Pavlus bunu Korintlilere yazdığı mektubunda açıkça anlatıyor: “Mesih’te kutsal kılındınız (1. Aşama) ve kutsal olmaya çağrıldınız (2. Aşama)”. (1. Ko. 1,2). 


İlk Hristiyanlar için Mesih’e ait olmak o kadar somut bir şeydi ki kötü davranışlar bir ahlak sorunu değil, bir kimlik meselesiydi. Kötü huylu bir Hristiyan kim olduğunu unutmuş demektir. “Bedenlerinizin Mesih’in üyeleri olduğunu bilmiyor musunuz? Mesih’in üyelerini alıp bir fahişenin üyeleri mi yapayım? Asla!” (1 Kor 6,15).


Kutsallık, kusursuz bir ahlakın değil, Allah’a olan sevginin bir sonucudur. Kişinin kendisine saygısını gerektirir ve yol boyunca yaşanır: “Kutsal arzular, geciktiği için artar. Gerçeğe ulaşan insan sevgisinden dolayı yanmıştır. Davut şöyle der: “Canım Tanrı’ya, yaşayan Tanrı’ya susadı;

Ne zaman görmeye gideceğim Tanrı’nın yüzünü? “ (Mez. 42,2). “Yaratıcısının yüzünü aramayan insanın ruhu kendi içinde soğuk kaldığı için serttir. Ama sevdiğinin peşinden gitme arzusuyla tutuşmaya başladığında sevginin ateşinde erir, koşmaya başlar” (Aziz Gregorius Magnus, XXV. Vaaz, 2). Allah’ı arzulamadan kutsallık olmaz. 


İlk Hristiyanlar için kutsallık her şeyden önce Kilise’de kardeşlik bağı ile yaşandı. Yunan bilgeliği ya da Kur’an’dan farklı olarak bu “orta yolu” bulmak ya da “dürüst insan” olmakla ilgili değildi. Allah’a alışmak, onunla yakın olarak yaşamak, bedende ve ruhta son dirilişe hazırlanmakla ilgilidir. Bu nedenle bizi seven ve bizi göksel konutuna kabul eden Allah’ı düşünerek sevinci bulmak için kendimizi geçici dünyevi zevklerden ayırmamız gerekir. “İki dünya vardır ve her birinde iki ayrı yaşam biçimi bulunur. Ayrıca iki sevinç vardır biri bu dünyanın sevinci ve diğeri de ümidimizin kök saldığı gelecekteki dünyanın sevinci. Ebediyeti koruyan gerçek iyiliğe ümit bağlayıp şimdiki ve geçici hayatın üzüntülerini kabul eden, daha üstün iyilikleri beklerken kendini var oluşunun zevklerinden ve sevinçlerinden nasıl mahrum bırakacağını bilen kişiye ne mutlu!” (Nissalı Gregorius, Dağdaki Vaaz hakkında yorumlar). 

İlk Hristiyanların kutsallığı talep eden bir kutsallıktı, çünkü gelecek olan mutluluğa ve onu elde etmeye odaklanmıştı. Sevinçliydi, çünkü denenmeler bile Mesih İsa’nın ızdırapları ve dirilişiyle birlik içinde yaşanıyordu. 


Peder Philippe de Kergorlay.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir