“İSA VE KİLİSESİ İLE İNSANLIĞIN YARALARI ARASINDA” 

MARİAGRAZİA ZAMBON, ORDO VİRGİNUM 

İncillerde İsa’yla birlikte onu izleyen ve ona mallarıyla hizmet eden kadınların da olduğunu okuruz. Apostolik dönemden beri Kilise’de kendilerini bekaret içinde Mesih’e adayan, Kilise’ye ve dünyaya tam bir hizmet için yaşayan, hatta şehitlik mertebesine ulaşan kadın figürlerine rastlıyoruz. Bunlar arasında Konstantinopolisli Olympia, Iconiumlu Thecla, Katanyalı Agatha, Siraküzalı Lucy, Romalı Agnes ve Cecilia, İskenderiyeli Apollonia, Sevillalı Justa ve Rufina’yı  sayabiliriz. . 

Ancak Orta Çağ’da bu kadın yaşamı biçimi tamamen ortadan kalkmıştır çünkü cenobitik manastırcılığın gelişmesiyle birlikte Kilise bakire kutsamasını topluluk yaşamıyla, ortak bir kurala uymakla ve bir üste itaat etmekle ilişkilendirmiştir.  (Ç.N. Cenobita. Cenobiler, ilk toplulukları 4. yüzyıla dayanan Hıristiyan keşişlerdir.)

Bu karizmanın yeniden keşfi İkinci Vatikan Konsili bağlamında gerçekleşti ve Papa 6. Paul sayesinde – dindarların havariliğine artan ilgi, yerel Kilise’nin yeniden keşfi ve kadınların durumundaki değişim – eski ‘Ordo Virginum 31 Mayıs 1970’te yeniden kuruldu. O zamandan bu yana birçok piskoposluk bölgesine yayıldı ve şu anda dünyada en akla gelmeyecek yerlere dağılmış 5000 kişiyiz.

Tüm yaşamımı Rab’be adama çağrısını hissettiğimden beri, Müjde’nin kadınlarını doğrudan taklit etmek dışında herhangi bir kurucuyu takip etmeye gerek kalmadan, yaşamın normal koşullarında Allah’a ve Kilise’ye tamamen  hizmet etmenin bu biçimi beni çok etkiledi.

Ne de olsa daha Milano Başepiskoposu iken Monsenyör Montini – aslında geleceğin Papa’sı 6. Paul – “herhangi bir aile, dini alışkanlık veya belirli bir sosyal grup veya form olmaksızın kendini Rab’be vermenin ve Kilise hayatını tam ve mükemmel bir şekilde yaşamanın” mümkün olduğuna inanıyordu: 

Ordo virginum ile ilgili olarak şunları yazmıştır: “Eğer kutsal bir adanma ile dindar bir aile doğuyorsa, azizlerin annesi olan Kilise’ye adanma ile  neler doğmaz ki? Tüm erkek ve kadın kuruculardan harika dallar fışkırmışsa, ana kökten, ‘Sen Petrus’sun ve bu kayanın üzerine kilisemi inşa edeceğim’ sözünden neler fışkırmaz ki? Ana nehirden türemiş ırmaklara beslenmek için gideceğime Kilise’nin hükümdarlık nehrine gitsem, akıntının tam içine girsem ne olur? Ne sonuç doğar? Kiliseyi hoca ve anne, kaynağım, kuralım, hayatım, ruhum sevincim, coşkum haline getirirsem, kim bilir neler olur!” 

Rab’den aldığım çağrının beni büyüleyen ve büyülemeye devam eden iki yönü bunlar: Kilise’de kök salmış ve sıradan bir toplumsal ve kültürel ortamda yaşanan bir çağrı. 

O halde her şeyden önce aldığım iman için derin bir minnet duygusu içinde Allah’ın büyük ailesi ve yerel ve evrensel kilise ile özel bir ortak yaşam ilişkisinin tadını çıkarıyorum, ve onun emeği için çaba harcıyor, yaraları ile acı çekiyor, sevinci ile seviniyorum; sıradan pastoral işlerle, müjdeleme faaliyetleri ve herkes arasındaki birliğe özen göstermeye kendimi hasrediyorum.  

Aynı zamanda Allah’a adanmış bir hayatı içinde  bulunduğum kültürel ve toplumsal ortamda her durumda Allah’ın hükümdarlığını arayarak yaşıyorum. Ordo’nun kendini adamış kadınlarının yaşamı –takdis ayini sırasında Mesih’in eşi olduğunu gösteren bir sembol olarak verilen yüzük dışında harici işaretler olmasa da – aslında Allah’ın tüm evlatlarını sevdiği sevginin işaretidir. 

Kilise’nin bu kutsal topraklarında bir zamanlar kendilerini adayan ilk kadınlar için olduğu gibi, bugün burada, Türkiye’de benim için en büyüleyici mücadele Kutsal Ruh’un kudretiyle dünyanın belirsizlikleri içinde küçücük bir ışık  ve – çoğu zaman tüm umutlara rağmen – en koyu karanlıkta bile bir ümit işareti olmak isteyen sağduyulu bir mevcudiyet ile İncil’in her durumda yaşanabileceğine tanıklık etmektir. 

Her insanın havarilik için bir yeri olduğuna inanarak, yaşamımı Tanrı’nın yaratıcı ve kurtarıcı işinin hizmetine – yerel Kilise’nin otoritesi ve evrensel Kilise’nin hizmetinin sürekli rehberliği altında – hastalık, acı, güvencesizlik, başarısızlık ve hareketsizlik durumlarını paylaşarak; toplumun ve Kilise’nin yenilenmesine yeteneklerim ve kaynaklarım doğrultusunda katkıda bulunarak; sebat ederek ve Tanrı’nın iyiliğine inanmaya devam ederek; Kötülük ve adaletsizlik bağlamlarında bile aracılık ederek ve ‘O’nunla ve O’nun gibi olarak’ koyuyorum. 

Savaş ve ekonomik kriz nedeniyle insan ilişkilerini sınırlayan veya reddeden pek çok belirsizliğin damgasını vurduğu bir zamanda, dileğim yakın olan, ihtiyaç içindeki pek çok kardeşimizin yaşamına – bazen sadece dinlemek için – ulaşabilen ve onlarla yolculuğun parçalarını paylaşabilen bir Tanrı’nın gizemini tüm yaşamımla ifade etmektir.

Papa Francesko’nun bizi sık sık yapmaya davet ettiği gibi, “İsa Mesih’le birlikte ve onun adına umudu yeşertmek, yaraları sarmak, ilişkileri örmek” amacıyla yoksulları sevebilen ve günümüzün zayıflıklarına yakın olabilen bir “sevinç ve umut kadını” olmak için baktığım örnek de “Magnificat’ın kadını” Nasıralı Meryem’dir.

Mariagrazia Zambon, Ordo Virginum

Çeviri: Şule Rogenbuke

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir