Bu makale ile, Türkiye Kilisesi’nin Efkaristiya Yılı’nı kutlarken, Kutsal Ayin ve Kilise’nin Efkaristiya ibadeti hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlayacak kısa bir yolculuğa başlıyoruz; böylece Kilise’nin ayin kutlamalarına katılan herkes daha aktif ve bilinçli bir şekilde hazır bulunabilir, Rab ile karşılaşmayı deneyimlerken aynı zamanda “Doğu’dan Batı’ya” etrafında topladığı İnsanların bir parçası olmanın güzelliğinin tadını çıkarabilir.
Efkaristiya Tanrı sevgisinin muazzam bir armağanıdır ve kutlanması imanlı topluluğunun en mükemmel duasıdır. Aziz Thomas Aquinas, Kilise’nin bu Sakrament’e ilişkin inancını iman, sevgi, huşu ve teolojik bilgelik dolu şu sözlerle olağanüstü bir şekilde özetlemiştir: Mesih’in besinimiz haline geldiği, Istıraplarının anısının kutlandığı, ruhumuzun lütufla dolduğu ve bize gelecekteki zaferin vaadinin verildiği kutsal ziyafet.
Efkaristiya kutlamasının bir parçası olan farklı anları ve dilleri ele almadan önce, yapısını anlamak önemlidir. Bunu, İkinci Vatikan Konsili’nin Litürji üzerine anayasası olan “Sacrosanctum Concilium”dan temel bir metnin sözleriyle yapacağız: “Belirli bir anlamda Ayini oluşturan iki bölüm, yani sözün litürjisi ve Efkaristiya litürjisi, tek bir ibadet eylemi oluşturacak kadar sıkı bir şekilde birbirine bağlıdır.” (n. 56). Bu iki temel bölümden önce ve sonra, bunları iyi bir şekilde yaşamaya yardımcı olan ve her bireyin yaşamında meyve vermelerini sağlayan belirli ayinler vardır.
Ayin, giriş riti ile başlar. Bu ritlerin temel amacı hazır bulunanlar arasında birlik yaratmak ve bizi Rab ile karşılaşmaya hazırlamaktır. Bize aynı yerde (mesela toplu taşıma araçlarında) tesadüfen bulunan insanlar olmadığımız, Tanrı’nın çağrısıyla bir araya gelmiş kardeşler topluluğu olduğumuz hatırlatılır. Tövbe eylemi de bunun içindir. Şunu çok iyi biliyoruz: günah, hem Tanrı’yla ve kardeşlerimizle aramızdaki sevgi ilişkisini bozar. Kendimizi bu durumda bulduğumuzda nasıl ‘komünyon‘ alabiliriz? Ayinin başında Tanrı’nın ve kardeşlerimizin önünde hatalarımızı kabul ederiz. ‘İtiraf ediyorum’ duası sırasında göğsümüze üç kez vurma hareketi çok önemlidir: bu durumda, her insan için ortak bir ayartma olan parmağımızla başkalarını işaret etmek yerine, başarısızlıklarımızın sorumluluğunun bize, irademize ve seçimlerimize bağlı olduğunu kabul ederiz. Tanrı’nın bize verdiği özgürlükte günahı reddetme olanağı da vardır.
Sonra da Tanrı’nın merhametine ve kardeşlerimizin dualarına güveniriz (ki bu da barışmanın bir işaretidir). Özellikle Paskalya zamanında, kutsanmış suyun serpilmesi ile Tövbe Eylemini yaşamak ve somut işaretlerle kişinin Vaftizini hatırlaması çok güzeldir.
Pazar günleri ve en görkemli kutlamalarda Tövbe Eylemi’nden sonra, Kutsal Ruh’ta toplanan Kilise’nin Baba Tanrı’yı ve Kuzu’yu yücelttiği ve onlara yalvardığı çok eski ve saygıdeğer bir ilahi olan Gloria ilahisi söylenir veya okunur.
Başkanlık eden rahip normalde bu sırada sandalyede oturur. Bu, hiçbir şey yapmak zorunda olmadığında oturacağı bir sandalye değildir. Bu, rahibe emanet edilen kutlamaya başkanlık etme görevini ifade eder ve Mesih’in rehber ve öğretmen olarak topluluğun ortasında hazır bulunduğu gerçeğini gözle görülür bir şekilde ifade eder.
Normalde takdim törenleri sırasında bedenin pozisyonu ayakta durmaktır. Bunun dua etmek için uygunsuz bir pozisyon olduğunu düşünenlere kulak asmamak gerekir. Ayakta durmak, ağırbaşlılıkla yapılırsa, Mesih’in ölümü ve dirilişiyle dirilttiği, günahtan ve kötülüğün tiranlığından özgür kıldığı insana uygun Paskalya tutumudur.
Giriş ayinleri, Latince ‘Collecta’ olarak adlandırılan ve Ayinin üç ana hitabından biri olan dua ile sona erer. Bu kelime Latince’de ‘toplamak‘ ve aynı zamanda ‘birleştirmek‘ anlamına gelen ‘colligo‘ fiilinden gelmektedir. Aslında, orada bulunan herkesin dualarını tek bir seste toplar ve onları Rab’be yükseltir. Dua, ayini yöneten rahip tarafından, kendisine “âmin” diyerek katılan herkes adına söylenir. Bu çok önemlidir ve rahibin ayin sırasında söylediği her söz için geçerlidir: asla sadece kendisi için değil, herkes adına konuşur. Genellikle bu dua şu ifadeyle sona erer: Seninle ve Kutsal Ruh’la birlikte ezelde olduğu gibi şimdi ve ebediyete kadar hükmeden Oğlun, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla‘. Bu, İsa tarafından verilen söze atıfta bulunur: “Benim adımla Baba’dan bir şey dilerseniz, size verecektir. Şimdiye dek benim adımla hiçbir şey istemediniz. İsteyin, alacaksınız, öyle ki sevinciniz tam olsun” (Yu. 16,23).
Bu bağlamda, Papa Franciscus’un şu tavsiyesi bana çok önemli geliyor: Roma Ayininde dualar kısa ama anlam bakımından zengindir: bu dualar üzerinde çok güzel meditasyonlar yapılabilir. Çok güzel! Ayin dışında bile metinleri üzerinde düşünmek, Tanrı’ya nasıl hitap edeceğimizi, ne isteyeceğimizi, hangi kelimeleri kullanacağımızı öğrenmemize yardımcı olabilir. Ayin hepimiz için gerçek bir dua okulu haline gelsin. Ve her zaman 8. yüzyılda Aquileia’lı Aziz Paulinus tarafından bestelenen ünlü ilahi “Ubi Caritas “ın sözlerinin somut olarak gerçekleşmesinin bir işareti olsun: Nerede İlahi ve gerçek sevgi varsa, orada Tanrı vardır. Mesih’in sevgisi bizi bir araya getirdi. O’nunla coşalım ve sevinelim. Yaşayan Tanrı’dan korkalım ve onu sevelim. Ve içten bir yürekle birbirimizi sevelim. Bu nedenle bir araya geldik: Yüreklerimizi bölmeyelim. Kötü çekişmeler son bulsun, kavgalar bitsin. Ve aramızda Tanrımız Mesih olsun.
Yazan: P. Alessandro Amprino, İzmir
Foto: SettimanaNews
Çeviren: Şule Rogenbuke
