Papa Francesko tarafından Kardinal olarak atanan, Doğu Kiliseleri Prefettosu Mons. Gugerotti ile röportaj
Veronalı Claudio Gugerotti, 30 Eylül’de yapılacak bir sonraki Kardinaller Kurulu için açıklanan 21 yeni kardinal arasına yer alıyor. Bu yılın ocak ayında Doğu Kiliseleri Bakanlığına prefetto olarak atanan Kardinal Gugerotti, Doğu Hristiyan Geleneğininhakim olduğu çeşitli ülkelerde Havarisel Büyükelçi olarak bulundu. 2002’den itibaren Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan; 2011’de Belarus; 2015-2020 yılları arasında Ukrayna’da (Doğu ritleri arasında en çok Katolik olan ülke) ve daha sonra Büyük Britanya’da görev yaptı.
Doğu Kiliseleri Bakanlığına prefetto olarak başladıktan kısa süre sonra kardinal olarak atandınız. Bu durumu nasıl karşıladınız?
Haberi çok beklenmedik bir şekilde aldım. Angelus’u dinlememiştim. Bir anda telefonlar çalmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadım. Arayanların hepsi “tebrikler… tebrikler” diyordu. İsim günümü unuttuğumu düşündüm… Sonradan anladım. Bu durumu önemli ama külfetli bir sorumluluk olarak yaşıyorum, çünkü mor renk şanın değil, kanın mor rengidir. Ve Havarisel Büyükelçilik görevim boyunca çok fazla kan gördüm. Pek çok insanın Mesih’e övgüsünü kanları ile sunduğunu gördüm ve hatta pek çok insan bu şekilde şiddet girdabı içinde yitip gitti. Şimdi Papa ve ondan önce Allah benden Kilise’ye sadık kalmam ve gerekirse hayatımı vermem için hazır olmamı istiyor.
Hala şiddetle harap durumda bölgede yer alan Doğu Kiliselerinin durumunu göz önünde bulundurursak, sizin atanmanız bir şekilde Muhterem Pizzaballa’nın sözleri ile örtüşüyor…
Aslında Kudüs Latin Patriğinin sözlerinde büyük ölçüde kendimi buldun. Üstelik Bakanlığın yetki bölgesi sadece Orta Doğu değil, Etiyopya, Eritre ve Ukrayna’yı da içine alıyor. Tüm bölge ya da bölgenin neredeyse tamamı, hepsi Doğu Hrssitiyanları kapsamında olmasa da özellikle şu anda kanlı olayların yaşandığı yerler ve bu yerler her zaman şehitliğe varacak ölçüde Mesih’e sadakat gösteren bölgeler olmuştur. Şimdilerde bir kaç kişiden ibaret kalmış, eskinin görkemli Doğu Kiliselerini düşünelim. Sadece şans eseri değil, insanların ve kültürlerin şiddeti ile neredeyse artık görünmez hale geldiler. Bu nedenle şehitlik iletanıklık vermenin bu derin bağı, Doğu Kiliselerinin neredeyse DNA’larına işlemiş durumda. Diğer yandan Doğu Kiliselerinin Filistin’e çok yakın bir konumda doğduğunu da akılda tutmak gerek. Bizim nirengi noktamız, kanını bizler için dökmüş, Rab ve Efendi olan Mesih İsa’dır. Bizler diğerlerinden farklı olarak, kurucusunun kanından doğmuş olan bir dinin temsilcileriyiz. Hıristiyanlığın hem imparatorluk dinlerinde hem de diğer tek tanrılı dinlerde bu kadar çok şaşkınlık uyandırmasının nedeni, tam da hürmet edilen kişinin son derece acımasız sonudur. Bizde devlet kuran muzaffer bir peygamber yok, biz dünyevî bir şehir sahibi bir kavim değiliz; bizler tarih boyunca göksel Yeruşalim’ehac yolculuğu yapan birinin takipçileriyiz.
Bu nedenle Jübile vesilesiyle Papa Francesko’nın yeni şehitler Komisyonu kurmasını özel bir memnuniyetle karşılıyor musunuz?
Kesinlikle. Kilise’ye büyük yenilik getiren ve şimdi de daha radikal terimlerle bizi birliğe, Kiliseler arasında ve dinler arasındatüm sınırların ve engellerin ötesine geçtiği için, Allah’ta gizli bir gerçek gizem olan şehitliğin ortak yaşamına- birliğine- bizi götüren bir sezginin devamıdır. Bu durumda şehitlik, her şeyden çok Hristiyan imanı içindedir. Zaten kanda gerçekleşen bir birlikteliktir. Dolayısıyla bu kurum beni çok etkileyen, yapılandıran bir kurum ve eğer çağrılırsan gönülden işbirliği yapacağım.
Taşıdığınız mor renk, Papa’nın önce Kiev’de ve daha sonra Moskova’da yürüttüğü barış misyonunun senaryosuna uygun bir mor renk. Kardinal Zuppi ile yapılan görüşme ve toplantıların ve genel olarak da Kutsal Vatikan’ın Ukrayna’daki savaşta barış yolları kurmak için yürüttüğü diplomatik ağın sonuçları hakkında görüşleriniz nelerdir?
Kardinal Zuppi’nin görevinin ayrıntılarını bilmiyorum, ancak yeteneği ve cana yakınlığı ile kalplere dokunacağından eminim. Rus tanklarının girdiği Belarus, Ukrayna ve Gürcistan’da Apostolik Büyükelçi olarak görevliydim… Şunu diyebilirim ki bu durumun arkasında biz batılıların çoğunlukla tamamen bligisiz olduğu bazı karmaşık nedenler yatıyor. Bu nedenle sık sık okuduğum yorumları bile son derece kısıtlı buluyorum, çünkü sadece bugüne dair yorumlar içeriyorlar. Doğu’da bu günü anlamak istiyorsanız dünü anlamanız gerekir ve eğer yarını anlamak istiyorsanız bu yarın daha da derinlerde kök salmış şeylerdedir…
Çok büyük bir açıklıkla söyleyebileceğim şey, Papa Francesko daima makul olasılıkların ötesinde barışı aramış ve istemiştir ve bu onun derin imanından, her tür mantığın ötesine geçen imanından doğmaktadır. Ve kuşkusuz sevgi mantıktan önce ve sonra gelir… Yani Papaların politikası her zaman umudun ötesinde bir umut politikası olmuştur. Bizin diplomasimiz hesaba dayanan bir diplomasi değil, olası ütopya diplomasisidir.
30 Eylül’de Sinod arifesinde Kardinaller Meclisi Ayini kutlanacak. Vatikan’daki bu buluşmaya nasıl bakıyorsunuz?
Büyük bir umutla. Kutsal Ruh’un neyi uyandıracağını bilmiyorum, çünkü insanların girişimleri her zaman bir hazırlıktır. Kutsal Ruh II. Vatikan Konsilinde ve tarihteki pek çok olayda olduğu gibi bizi şaşırtmaya devam ediyor. Şunu unutmayalım: Kendimizi, başarılarımızı ya da hazırlıklarımızı değil, Kutsal Ruh’un vereceği ilhama hazır oluşumuzu kutlarız. Ruh’un daha görünür şekilde bollukla estiği her fırsat Kilise’nin bir bayramına dönüşür. Sinodun neredeyse başlangıcında yer alan bu Kardinaller Meclisi de biz yeni kardinallere bir ortak yaşam birliği içinde Kilisenin doğasını oluşturan bir sinodalite ve sinod ruhu içinde yürümeyi hatırlatma amacı taşıyor.
Papa Francesko’nun çok arzuladığı Doğu’daki ve Batı’dakiHristiyanlar arasında tam bir birliğin uyumuna varabilecek miyiz?
Katolikler ve Ortodokslar arasındaki karma teoloji komisyonunun bir üyesi olarak yaklaşık bir ay önce Mısır’ın İskenderiye şehrindeydim. Ortamın kişisel seviyede son derece iyi olduğuna sizi temin ederim. Haliyle, kişisel yakınlık başka bir şey, ilişkilerinizi belirleyen olayların gelişimine bağlı tarihsel ağırlıkbaşka bir şey. Kişisel temasların dayanıklılığı son derece güçlü ve sevgi dolu olmalı, öyle ki özel yaşamımızda kucaklaştığımız gibi toplum olarak kucaklaşmamızı engelleyen bu ağırlıkları zayıflatsın.
Antonella Palermo – Città del Vaticano
Kaynak: Vatican News
