Başlangıçta Allah evreni yarattığında, tüm yaratılışta tam bir denge ve düzen vardı. (Yaratılış 1,31). Yeryüzünün yaratılmış kaynakları herkesin ihtiyacı için yeterliydi. Ancak açgözlülük, manipülasyon, her şeye boyun eğdirme ve sorumsuz yaşam tarzları insanlığı kendi kendini yok etmeye sürüklüyor. Dolayısıyla, insanoğlunun bencil ve sorumsuz davranışları bu kasvetli durumun ana nedenidir. Dinler insanların değer ve tutumlarının oluşmasında önemli bir rol oynadığından, bazı acil ekolojik sorunları çözmek için Dinlerden rehberlik aramak önemlidir. Din ve doğa arasında çok derin bir ilişki vardır; bu anlamda her din insan yaşamı ve doğanın birbiriyle ilişkili olduğunu ve sürdürülebilirliğini öğretir. Dinler, var olan her şeyin Yaratıcısı olan Allah’ın kutsallığını ve iyiliğini yansıttığı için hepimizin doğaya özen göstermesi gereken etik ve ahlaki ilkeleri vurgular. Bowie, F.’ye göre dini inançlar, uygulamalar ve ritüeller çok önemli ve gereklidir çünkü bunlar ekolojik dünyadaki kimliğimiz haline gelir ve birbirimizle ve doğal ve doğaüstü düzenin geri kalanıyla nasıl ilişki kuracağımızı belirler (2005, s. 19).
Doğayı tefekkür ettiğimizde, yaratıcı Allah’ı deneyimleriz. Evrendeki her şey ve her varlık Allah’ı yansıtan bir ayna rolü oynar. Aziz Pavlus da Allah’ın güzel yaratılışının Yaratıcı Allah’ın büyüklüğünü ve iyiliğini gösterdiğini yazar (Romalılar 1,20). Mezmurlar Kitabı, Allah’ın eliyle yaratılan doğal dünyanın harikaları için Allah’a övgü ve şükran sunar. Dinlenme günü olan Şabat, doğaya ilgi ve saygı göstermenin bir tanığı ve örneğidir. İnsanlar ve hayvanlar için dinlenme günü olduğundan, toprak için de aynı amacı taşıyordu. Başka bir deyişle, bizim dinlenmeye ihtiyacımız olduğu gibi çevrenin de dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünmüşlerdir.
İsa bu dünyada diğer sıradan insanlar gibi yaşadı, yürüdü ve dolaştı. Şüphesiz, o yörenin bitkilerine, ağaçlarına, çiçeklerine ve meyvelerine, hayvanlarına ve kuşlarına aşinaydı. Doğumundan ölümüne kadar, vaazlarında ve öğretilerinde açıkça görüldüğü gibi, Filistin toprağı, havası, suyu ve ekinleriyle temas halindeydi. İsa için doğa, Yaratıcı ve sağlayıcı Allah hakkında konuşur ve vaaz verir. İsa, Allah’ın Krallığı’na dair vaazlarında sıklıkla analojik bir üslup kullanarak ekoloji ve doğaya yer vermiştir. Hatta kendisini asmayla ve bizleri de dal olmakla kıyaslamıştır (Yu. 15,1-8). Havadaki kuşları ve kırdaki zambakları örnek vererek (Mt 6, 25-33), bizi göksel Babamızın sevgi dolu ilgisine tam bir güven duymaya teşvik eder. Ve Kendisini İyi Çoban’ın şefkati ve sevgisiyle karşılaştırdığı en güçlü benzetmeyi görürüz (Lk 15, 4-7). Bu, İsa’nın ilahi varlığın bir yansıması olarak doğayla çok ilgilendiği anlamına gelir. Bu nedenle, doğduğu günden itibaren sadece Allah ve insanlar arasında değil, aynı zamanda insanlar ve doğa arasında da uyum ve barış getirmeye devam etmiştir.
Ekim ayı, doğaya olan sevgisi ve ilgisiyle tanınan Aziz Fransua Bayramı’nı kutladığımız aydır. Aziz Papa II. Yuhanna Pavlus, Assisi’li yoksul adamın Hıristiyanlara yaratılışın bütünlüğüne gerçek ve derin bir saygı örneği sunduğunu, Allah ile barış içinde olduğumuzda kendimizi tüm yaratılışla barışı inşa etmeye daha iyi adayabileceğimizi ve bunun da tüm insanlar arasındaki barıştan ayrılamayacağını çarpıcı bir şekilde gösterdiğini yazmıştır. Aziz Papa II. Yuhanna Pavlus sözlerini şöyle bitirmiştir: “Aziz Fransua’nın verdiği ilhamın, Yüce Allah’ın yarattığı tüm bu iyi ve güzel şeylerle ‘kardeşlik’ duygusunu her zaman canlı tutmamıza yardımcı olacağını umuyorum” (Boersema, J. 2002, s. 52, 58). Aziz Fransua her yaratığı kardeşi olarak adlandırmış, hiç kimseyi ailesinden dışlamamıştır. Bugün dünyamız büyük bir ekolojik krizle karşı karşıyadır ve tüm bunlar ilerleme adına sularımızı ve varlığımızı güvence altına alan havayı kirletmemizden kaynaklanmaktadır. İnsanlığın yavaş ölümünün üstesinden gelmek için Aziz Franciskus’un idealini ciddiye almalıyız. Papa Franciskus şöyle diyor: “Birbirimize karşı sorumluluk duymayarak gezegene zarar verdiğimiz ve ekolojik tahribata yol açtığımız için hepimizin tövbe etmesi gerekiyor.” “Bugün kendimize evimiz olan dünyayı kurtarmak için ne yapabileceğimizi sormalıyız. Yaşam biçimimiz yaratılışa duyduğumuz sevgiyi gösteriyor mu? Başkalarının bu gerçeğin farkına varmasını nasıl sağlayabiliriz?”
Yazan: Fr. Pascal Robert OFM
Foto: Nathalie Ritzmann
