BİR SİNOD
Türkiye Katolik Kilisesi’ni temsilen İstanbul Havarisel Temsilcisi Mons. Massimiliano Palinuro, Ekim 2024 boyunca gerçekleşen Episkoposlar toplantısının ve içinde bulunduğumuz Sinod’ un son oturumundaki yoğun çalışmaların ardından Présence ‘ın sorularını yanıtladı.

Röportaj’ın tamamı CET websitesinde aşağıdaki linkten okunabilir: https://www.katolik-kilisesi.org/category/sinod2124-tur/
- 2021’den 2024’e kadar süren bu dört yıllık sinod çalışması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sinodalite içinde en çarpıcı konuların ele alındığını düşünüyor musunuz?
Kısa bir süre önce sona eren Sinod özel bir gelişme göstermiştir. Normalde bir Sinod sınırlı bir süre içinde ve sadece episkoposların aktılımı ile gerçekleşirken, bu Sinod yerel veya episkoposluk aşaması, ardından daha geniş, ulusal ve kıta aşamalarının yapılması ile hazırlandı; ve en sonunda da bir yerine iki genel kurul yapıldı ve bunlara ruhbanlarla birlikte adanmış olmayan kişiler (laikler) de katıldı (…) Bu son toplantı her şeyden önce Kilise’nin tüm üyelerini yani laikleri, adanmışları, rahipleri ve episkoposları. aktif ve sorumlu bir şekilde dahil etmenin yollarını göstermiştir. Bu Sinod’un parolası Papa Franciskus tarafından Lizbon Gençlik Günü’nden bu yana bir nakarat gibi yankılanan bir kapsayıcılık programıyla özetlendi: herkes, herkes, herkes! Herkese açık ve herkesi kucaklayabilen bir Kilise; kapıları açık, gerçekten kapsayıcı, karar alma süreçlerine bile tüm üyelerini dahil edebilen, hiç kimsenin dışlanmadığı bir Kilise.(…)
Bu büyük toplantıda, kardeşlik ve saygı ortamında, farklı ve hatta bazen çatışan bakış açıları karşılaştırıldı. Zaman zaman, bazı konularda, özellikle de geçen yıl, çoğu zaman doktrin tarafından belirlenmeyen ama farklı kültürel bağlamların öne çıkardığı görüş farklılıkları ortaya çıktı. Aslında her yerel Kilise, kendi kültürel bağlamı tarafından şekillenir. Bu nedenle Afrika’daki episkoposların Güney Amerika, Avrupa ya da Uzak Doğu’dakilerden farklı görüş ve bakış açılarına sahip olmaları normaldir. Kilise sosyal ve kültürel bir bağlamda yaşar ve kaçınılmaz olarak bu bağlamdan etkilenir. Bununla birlikte, Kutsal Ruh çok sesliliği yeniden ahenkli hale getirmiştir. (…)

- Çalışma ve karşılıklı bilgi paylaşımla dolu olan ekim ayını nasıl geçirdiniz? Size damgasını vuran unutulamayacak anları paylaşabilir misiniz?
En anlamlı an kesinlikle karşılıklı dinleme anıydı: bir çalışma masasının etrafında toplandığımızda, bütün bir günü dinleyerek geçirmenin yorgunluğuna rağmen, Kutsal Ruh’ un farklılıkları nasıl tekrar birliğe yönelttiğini görmenin sevincini yaşadık. Birbirimizi dinlemeyi ve birbirimizi anlamayı öğrendik. Kilise’nin bizim dar sınırlarımızdan daha büyük olduğunu ve Kilise’nin hızının en yavaş olanın hızıyla uyumlu olması gerektiğini öğrendik. Evet, birlikte yürürken daha yavaş olanın adımını takip ederek ilerlemeliyiz, çünkü hep birlikte aynı yönde bir adım atmak, bizi hiçbir yere götürmeyecek olan her birimizin kendi başına ve kendi yönünde bin adım atmasından çok daha iyidir: bu şekilde davranmak bizi hiçbir yere götürmez. İncil’in rehberliğine kendimizi bırakmayı ve farklılıklarımızı bir kenara koymayı öğrendik. Sinod, bir tür kişisel bağlamda yön değiştirme ya da ortak bir perspektife doğru yakınlaşma gerektiren birbirimizi dinleme yönteminin de öğretildiği büyük bir kardeşlik, birliktelik ve paylaşım okulu oldu. Bu yönteme “Kutsal Ruh’ ta sohbet” adı verilmiştir. (…)
- Nihai belge hakkında ne düşünüyorsunuz?
Nihai belge, henüz başlamış olan sinodal sürecin ilerleyebilmesi için somut yönergeler vermeyi amaçlamaktadır. Bu sinod bir varış noktası olarak değil, bir başlangıç noktası olarak değerlendirilmelidir, çünkü yerel danışma aşamasında ortaya atılan birçok soruya yanıt vermemiş, ancak sinodal bir Kilise olarak birlikte yürümeyi öğrenmek için elimize bir çalışma yöntemi koymuştur. Nihai belgede yer alan somut göstergeler, bir cemaatin, bir episkoposluk bölgesinin, bir Episkoposluk Konferansının ve tüm Kilise’nin olağan yaşamında sinodal tarzı teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Kilise’nin yaşamının tek bir kişi ya da küçük bir grup tarafından belirlenmesi mümkün değildir. Bir topluluğun ya da evrensel Kilise’nin büyük ya da küçük seçimleri, herkesi dahil etmeyi ve güçlendirmeyi amaçlayan bir topluluk anlayışının meyvesi olmalıdır. Nihai belge özellikle, halihazırda var olan ancak ne yazık ki çoğu zaman hiç var olmayan ya da var olsalar bile kötü işleyen katılımcı organları kullanmamızı teşvik etmektedir. (…)

- Ailelere gelince, nihai belgenin 35. Maddesinde sözü edilen ‘Evdeki Kilise’ hakkında ne düşünüyorsunuz?
(…) Aileler Kilise’nin yaşamına yeri doldurulamaz bir katkıda bulunabilirler, Kilise’nin kendisinin bir aile olmasına yardımcı olmalıdırlar. Ayinlerde sık sık aile yaşamının dilini kullanırız: birbirimize kardeşler deriz; Tanrı’ya ‘Baba’, Meryem Ana’ya ‘Anne’ deriz; rahiplere ruhen ‘baba’, rahibelere ruhen ‘anne’ deriz, ancak bu aile atmosferi, bu aile ilişkileri genellikle kilise ortamlarında somut bir şekilde gerçekleşmez. Tanrı’nın çocuklarının ailesi olmayı yeniden öğrenmeliyiz ve aileler, Evdeki Kilise olarak, Kilise’nin müjdeleme görevinde başrol oyuncusu olmalıdır. (…)
- Laik kişilerin İncil’i ilan etme ve hizmet çalışmalarına katılımı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Laiklerin müjdelemeye aktif katılımı tüm Sinod’un ana temasını oluşturmaktadır. Sinod’un teması birlik, katılım ve görevdir: müjdeleme görevi açısından Kilise’nin tüm üyelerinin katılımını teşvik etmek için kardeşçe birlik. Konsil’den altmış yıl sonra, Kilise’nin birçok bölgesinde laik kişilerin, kısmen belki de istemedikleri için, kısmen de müjdelemenin sadece rahiplerin ve kutsanmış kişilerin ayrıcalığı olduğu fikrine dayanan ruhbanlık nedeniyle, hala İncil’i ilan etme görevinin aktif bir parçası olduklarını hissetmemeleri büyük bir dramdır. Laikler kendilerini aktif bir rolde hissetmelidir. (…)
- Sinod’ dan sonra Türkiye’deki Kilise için nasıl bir gelecek öngörülüyor?
Türkiye Kilisesi, nihai belgede halihazırda ilan edilmiş olan pratik normları uygulamayı başarırsa ve bunları Kilise’nin tüm düzeylerinde: cemaat, episkoposluk ve ulusal çapta uygularsa Sinod’dan büyük fayda sağlayacaktır. Sinodalite cemaatlerimizin olağan uygulaması haline gelmelidir. Pastoral Konseyler, Ekonomik İşler için Konseyler ve her birini kendi özel tüzüğüne göre aktif olarak dahil edebilen katılımcı organlar geliştirilmeli veya yenileri kurulmalıdır, böylece herkesin Kilise’nin yaşamına kendi özel katkısını yapabilmesi mümkün olacaktır. Bu şekilde, hepimiz kendimizi Kilise’nin bu sevgili Türkiye’mizdeki müjdeleme görevinde biraz daha paydaş olarak hissedebiliriz. (…)
Sr Bendita Diez SSVM’nin yardımıyla
Fotoğraflar: © Vatikan Medya
