Efkaristiya yılının sonunda, Sen Piyer’in Dominiken rahipleri Efkaristiya sakramentine ilişkin anlayışlarını derinleştirmek için mini bir konferans programı düzenlemek istediler. Bu gizem hakkında daha kapsamlı bilgi sahibi olmak, onun derinliğini anlamamıza ve gerçek adanmışlığı güçlendirmemize yardımcı olacaktır.
Serinin açılışı 15 Kasım’da Episkoposumuz Massimiliano Palinuro’nun dördüncü İncil’in yapısıyla ilgili bir giriş konuşmasının ardından altıncı bölümdeki yaşam ekmeğiyle ilgili söylemi detaylı bir şekilde analiz etmesiyle yapıldı. Dinleyicilerin en çok dikkatini çeken Yuhanna’nın (diğer dillerde) ‘et’ kelimesini kullanması oldu. Gerçekten de İncil’in Türkçe çevirisinde daha tarafsız bir terim olan ‘beden’ tercih edilmesine rağmen, Yunanca metnin birebir çevirisi ‘et’ kelimesidir. İncil’in orijinal metni, dilinin sertliğini pekiştirmek istercesine, bu etin bize çiğnememiz için verildiğini söyler (daha tatlı bir çeviride olduğu gibi yememiz için değil). Mons. Palinuro, Yuhanna dilinin maddeselliğinin, Efkaristiya’nın metaforik bir şekilde yorumlanması riskini ortadan kaldırdığını, daha ziyade somutluğunu vurguladığını, ancak bunun meyvesinin maddesel değil, sonsuz yaşam olduğunu açıklamıştır. Bu bariz bir paradokstur: kutsal yazar tarafından anlaşılan somutluk ve sevgi üzerine kurulu (somut!) bir ilişki.

29 Kasım’da Artem Vaniushin ikinci konferansı verdi. St Petersburg Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun olan Vaniushin, dinleyicileri Efkaristiya üzerine güzel bir ikonografik yolculuğa çıkardı. Vaniushin, 2. yüzyıla ait en eski katakomb tasvirlerinden başlayarak 19. yüzyılın eşiğine ulaştı. Konuşmacı, konusu Son Akşam Yemeği olan en eski tasvirlerde, ekmek yerine balık imgesi gibi sembolik unsurların nasıl ortaya çıktığını gösterdi. Balık aslında açıkça Mesih’e atıfta bulunan bir semboldür, zira Yunanca (ichtus) kelimesi Oğul Kurtarıcı İsa Mesih için kullanılan bir akrostiştir. Daha sonra, Son Akşam Yemeği teması Kutsal Ayin ve Mesih’in çarmıhtaki kurban edilişi ile örtüşür. Vaniushin ayrıca Ayin, Efkaristiya tapınması ya da kutsal ayinin dağıtımına ilişkin Karşı-Reform tasvirlerini de göstermeyi ihmal etmemiştir.
Üçüncü toplantıda, 12 Aralık’ta, P. Luca Refatti, Aziz Thomas Aquinas’ın Efkaristik teorisini sundu. ‘Meleksi doktor’ figürü üzerine kısa bir giriş yaptıktan sonra, imanlılara uygulanan ‘maddenin’ (örneğin vaftiz için su) kullanımıyla gerçekleştirilen diğerlerinden farklı olarak maddenin kutsanmasıyla gerçekleştirilen bu kutsal ayinin özelliğini hatırlattı. Konferansı veren P. Luca’ya göre bu özgüllük sayesinde hem transubstantiasyon doktrini ve onu ortaya çıkaran ortaçağ soruları hem de Thomas’ın Efkaristiya gizemini incelerken yaptığı iki önemli ayrım daha iyi anlaşılır: sakramental komünyon ile ruhani komünyon arasındaki ayrım ve sakrament ile kurban arasındaki ayrım.
Dönem, İstanbul Kilisesi için özellikle önemli bir konu olan Efkaristiya ve ekümenizm üzerine bir konferansla taçlandırıldı. Bu konu 27 Aralık’ta Galata Dominikenlerinin başrahibi P. Claudio Monge op tarafından Luka İncili ve özellikle Emmaus ‘ikonu’ ile başlayarak tartışıldı. Dikenli dogmatik sorulara girmeden, P. Claudio günümüz Kilisesinin Kudüs’ten ayrılıp Emmaus’a giden iki öğrenciye ne kadar benzediğini vurguladı: kendi aralarında tartışıyorlar, ancak çok az şey anlıyorlar ya da hiçbir şey anlamıyorlar. Onlara eşlik eden ve yanlarında kalan Mesih’in kendisi ise tanınmamaktadır. Öğrenciler ancak ekmeğin bölünmesi sırasında Rab’bi tanır, Yeruşalim’e döner ve havarisel Kilise’nin geri kalanıyla kilise birliğini yeniden kurarlar.
Bu yolculuğun sonunda, P. Claudio’nun düşüncelerine dayanarak, Efkaristiya’yı yapanın Kilise olduğu doğruysa da, Kilise’yi ve birliğini yapanın da Efkaristiya olduğunu hatırlamaya yönlendiriliyoruz.
Konferansların videoları DoSt-I YouTube kanalına yüklenmektedir ve ayrıca web sitesinden de erişilebilir.
Dominiken kültür merkezi DoSt-I, 2025 yılı için dinler arası bakış açısıyla kutsal alan konusuna odaklanacak. İlk olarak 20 Ocak’ta Cenan Vakfı’nda Kenan Gürsoy bir tekkede bu konuyu Sufi perspektifinden ele alacak. 30 Ocak’ta Akdeniz dünyasında çağdaş dini mimari üzerine bir dizi konferans başlıyor. Mimarlar ve uzmanlar, neden ve nasıl tasarlandıklarını ve nihayetinde inşa edildiklerini açıklamak için çağdaş ibadet yerleri hakkında konuşmaya gelecekler. İlk olarak mimar Nevzat Sayın Malatya’daki cami projesini (ödül aldı ancak gerçekleşmedi) ve Balçova’daki (İzmir) cemevini sunacak. 21 Şubat’ta Emre Amrolat Sancaklar Camii hakkında konuşacak. DoSt-I girişimlerinden haberdar olmak için bu adresinden haber bültenine abone olabilirsiniz.
Metni: P.Luca Refatti OP
Fotoğraflar: P. Gregorio Kim OP
