Nişanlı çiftlere yönelik bir inzivaya katıldığımızda bize “Dua eden bir aile, birlik içinde olan bir ailedir” dendi. Birlik içinde olan bir aile! Ne kadar cazip değil mi?
Birlikte dua etmeye daha nişanlılık döneminde başladık, doğal olarak çocuklarımızla da devam ettik. 1995’ten beri evliyiz ve yaşları 13 ile 27 arasında değişen 5 kızımız var. Çocuklarımızın da bizim deneyimimizi yaşamasını istedik: İsa ile aramızda ruhani bir samimiyete götüren bir yakınlık.
İlk ailece yaptığımız dua, yatmadan önce kucağımızdaki bebeklerimizin kulaklarına fısıldadıklarımızdı. Daha sonra büyük kızlarımızla akşamları dua köşemizin önünde 10 ila 15 dakikaya sığan bir ana dönüştü. Bu onlar için sevimli, neşeli ve şefkatli bir andı ve birlikte dua etmekten hiç tereddüt etmediler. Her biri sırasıyla gece dua mumunu yakardı (“hayır, benim sıram … geçen sefer sen mumu yaktın… ben hiç yakamadım…” gibi olağan tartışmalardan sonra) duayı yönetirlerdi.
“Coşkuyla Teşvik” düğmesine basmak için bir övgü ilahisi ile başlardık, ardından yaşadığımız günü düşünerek “MİNNETTAR OLDUKLARIM…”, “ÖZÜR/AF DİLEDİKLERİM…”, “LÜTFEN/MÜMKÜNSE GERÇEKLEŞMESİNİ İSTEDİKLERİM …”, şeklinde gelişen dua ile her birimizin vicdanımızı sorgulamamıza ve niyetlerimizi ifade etmemize izin verirdik. Ardından “Göklerdeki Pederimiz” ve “Selam Sana” dualarını söyleyerek daha geniş ailemiz için (büyükanne ve büyükbabalar, amcalar, teyzeler, kuzenler vb.) dua ettikten sonra her birimiz koruyucu azizlerimizi anardık. Daha sonra kalplerinin mahremiyetindeki Allah ile olan buluşmaya hazırlamak ve onları sessizlikte duaya alıştırmak için bir dakika tam sessizlikte kalırdık.
Tabii ki, her akşam dua etmeyi başaramadık… Bazen o 10 dakikayı ayırmak çok zor olurdu, bazen alışkanlığımızı kaybederdik, ancak çiftler için yaptığımız her hafta sonu inzivasından sonra, yeniden başlamamız için cesaretlendirilirdik ve iniş çıkışlarla birlikte alışkanlığımızı toparlardık.
Köklerini kişisel duamızdan ve çift olarak yaptığımız duadan aldığını söyleyebileceğimiz ailece olan duayı hâlâ yapıyoruz. Ailece edilen dua, bir çift olarak duamızın ve kişisel duamızın yerini almadı.
Ayrıca arabada seyahat ederken ailece tespih duasını birlikte söyleme alışkanlığımız da var.
Kızlarımızın ergenlik çağına geldiklerinde bize şöyle dediklerini hatırlıyorum: “Ama ben Hristiyan olmak zorunda değilim, inancımı seçebilirim, eğer başka bir dine geçmek istersem buna hakkım var, neden bizim inancımız diğerlerinden daha doğru olsun ki?” Bu sorgulama bizi her zaman eğlendirdi ve her şeyden önce sevindirdi: bu, olgunlaşmanın ve kendi seçimiyle Hristiyan olmak için kişisel bir karar vermenin zamanının geldiği anlamına geliyordu.
Cevabımız her zaman şu oldu: “Sizi asla zorlamayacağız. Tanrı bizim ve sizin özgür olmanızı istiyor. Vazgeçmek isteyip istemediğinizi görmek için inancınızı test edin. Kendinize bunun sizi mutlu mu ettiğini yoksa sınırladığını mı sorun. Eğer şüpheleriniz varsa, artık inanmadığınızı hissetseniz bile, haftada en az bir kez itiraf gizemine ve ayine gitmeye devam edin. Çünkü bu, İsa’nın elinde bıraktığınız küçük bir parmak olacak ve sizi nazikçe kendisine geri getirmesini sağlayacaktır.”
Her ikimiz de aile duasının ve birlikte aldığımız gizemlerin aile ilişkilerimizi beslediğini ve yaşamda seçtiğimiz yol ne olursa olsun, ailemizi affetmemiz, dinlememiz ve karşılıklı saygımız için sonsuza dek yararlanabileceğimizi bildiğimiz bir hazine oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Makale: Gwenola Guillot, İzmir
Fotoğraf: aile arşivler
