Bu jübile yılının başlığı Ümidin hacılarıdır. Hacının özellikleri yoksulluk ve özgürlüktür: yolculuk için çok az şey; kalbindeki hedefe ulaşmak için kendisine en uygun yol ve patikaları seçmesi; konakladığı yerin geçiciliği, köklenmemiş olmasıdır… Bu dünyevi varoluşumuzda kat ettiğimiz yol için güzel bir metafordur.
Bu hac yolculuğumuzda Hristiyan imanlıların özelliği, görünüşte uzak olan hedefe çoktan ulaşılmış olmasıdır; ya da daha doğrusu, İsa’nın ölümü ve dirilişi aracılığıyla yüreklerimize dökülen ilahi yaşam armağanıyla (Romalılar 5:5), şimdiki anda bize ulaşan odur. Bu da yolculuğumuzda bizi sevinçle(neşeyle) doldurur. Tüm bunları yapan tam olarak ümittir. Kulağa sihir gibi gelebilir ama öyle değildir; bu yaşamdan itibaren tanrısal doğaya katılmak Hristiyan’ın doğasıdır. Aziz Charbel’in çok bilgece bir ifadesi Hristiyan varoluşunun ruhani hac yolculuğunu çok iyi tanımlar:
“Tanrı’nın krallığı bir son değil, Ruh’un gücüyle kendi içimizde gerçekleştirdiğimiz bir yolculuktur: saniye saniye, adım adım, günler geçtikçe ve hayatımızın anlarını dolduran küçük ayrıntılardadır.” (Hanna Skandar, Parole di san Charbel, Gribaudi)
Umut, iman ve sevgiyle birlikte üç ilahi erdemden biridir, yani bize doğrudan Allah tarafından ulaşan armağanlardır. Bu üç erdemi, deyim yerindeyse sinerjik, Üçlü bir ilişki içinde düşünmeliyiz: biri diğerini destekler, besler, güçlendirir. “Birlikte yürürler” diyor Papa Franciskus.
Bu nedenle umut, insan çabasının bir başarısı olarak değil, bir armağan olarak karşılanmalıdır. İmanlı insanın yapabileceği ve yapması gereken şey, her şeyden önce hizmet olan sevgiyi, her komşuya yakınlığı harekete geçirerek umut armağanını geliştirmektir: “Allah sevgidir; sevgide kalan Allah’ta kalır. Allah da onda kalır.” (1Yu 4:16) Allah bize, dünyevi haccımızın zamanında kalırken, kendi zamanına girmemizi sağlayarak, şimdiden kendisiyle birlik içinde yaşama imkânı verir.
Hristiyan ümidi, insanın zamansız ve ebedi olacak nihai gerçekliğini ortaya koyar: henüz tam anlamıyla olmasa bile, olacağımız kişi zaten biziz. Bu nedenle umut ölümden sonraki yaşamla (sadece sevginin kalacağı) ilgili değil, ölümden önceki yaşamla, burada, şimdi, zaten sonsuz yaşam olan yaşamla ilgilidir!
İnsan gerçekliğine benzeterek, gelecekte bir ev satın alma umuduyla iki şekilde hareket edebileceğimizi söyleyebiliriz. Birinci durumda, evi satın almak için gereken meblağı biriktirmek için birçok fedakârlık yapılır ve belki de aradan birkaç yıl geçer. İkinci durumda ise bankadan kredi çeker ve yaşayacağınız evi hemen satın alırsınız. Tabii ki ek faiz maliyetiyle birlikte. Her iki durumda da gelecekte tadını çıkarmayı umduğumuz bir varlık fikri, onu elde etme isteğimizi ve çabalarımızı (psikolojik boyut) harekete geçirerek şimdiki zamanda bir şekilde etki eder. İkinci durum Hıristiyan umudunu (teolojik boyut) tanımlamak için daha uygun olacaktır: faizli bir banka kredisine ihtiyaç duyulmaması farkıyla, yalnızca gelecekte mümkün olan bir iyiliğin tadını şu anda çıkarmak. Bedavadır (lütuf)! Parasız satın alınır (bkz. Yşa 55:1).
Bu nedenle Hristiyan umudu, kökleri geçmişte (Mesih’in ölümü ve dirilişi) olan, bugün, yaşamlarımızın şimdiki zamanında hareket eden ve gelecekteki gerçekliği, Tanrı’nın her şeyde tam olarak her şey olacağı sonsuz günde ne olacağımızı öngören bir armağandır (1Ko.15:28). Gelecekteki bu “Yaşam” günümüzde de hareket eder: O Alfa ve Omega’dır; ve biz yalnız değiliz! Tanrı şu anda gerçekten içimizde, bizimle birlikte, aramızda! O bizim umudumuz.
Carmine Donnici
Foto: Mario Ratini
