İZNİK İMAN BİLDİRGESİ

İznik Konsili’nin jübile yılı sona ermek üzere. Kutlamalar, sempozyumlar, konferanslar, sergiler, yayınlar ve makalelerin sayısı o kadar fazla ki, Thomas Aquinas’ın jübile yılını bile gölgede bırakıyor; bu da konunun güncelliğini kanıtlıyor. 1700 yıl önce yapılan bir konsey neden hâlâ bu kadar önemli?İznik İnanç Bildirgesi, Hristiyanlığın sınırlarını çizdi. Bugün, Mesih’i kurtarıcı olarak görenler değil, O’nu Baba’nın Oğlu, Kutsal Üçlü Birliğin ikinci kişisi olarak inananlar kendilerini Hristiyan olarak tanımlıyor. Şu çok açık: Hristiyanlar, Mesih’in kurtarıcı olduğuna gerçekten inanırlar, ancak O, Baba ile aynı özde olan, gerçek Tanrı ve gerçek insan olarak kurtarıcıdır. İznik, bu nedenle tüm Hristiyanlığın birleştiği konsildir; bize ne olduğumuzu ve yeniden ne olmamız gerektiğini hatırlatan bir anıdır.

Ancak bu anı, İznik Konsili’nin, Kilise olarak kalanlar ile artık Kilise olarak kabul edilmeyenler, yani Arius’un takipçileri arasında derin bir bölünmeye yol açtığı gerçeğini silemez. Doğu ve Batı’da Ariusçular ile Ortodoksları ayıran ve yüzyıllar süren savaş, bugün unutulmuştur. Ariusçulardan geriye hiçbir iz kalmamıştır; belki de tarihin derinliklerinden yüzeye çıkan, Yehova’nın Şahitleri gibi modern ifadeler dışında. Jübile, Ario ve onun Hristolojisi’nin değil, daha çok Hristiyanlığın sınırlarını belirleyen çatışmanın anısını teolojik olarak nasıl yeniden okumamız gerektiğini sorgulamak için bir fırsattır.

İznik, Hristiyanlığın Helenleşmesini işaret ettiği söylenir, zira o konsilde Kutsal Kitap’tan değil, Yunan felsefesinden ödünç alınmış bir terminoloji kullanıldı: hypostasis, ousia. Bu terminolojik karşılık, yüzeysel bir okumada yanıltıcı olabilir.

Terminolojik yenilik, İncil’in vahyini özet bir şekilde ifade etme girişimiyle haklı çıkar: İncil’de İsa’nın Baba ve Kutsal Ruh ile olan ilişkisinin öyküsü olarak gösterilen şeyi tek bir kelimeyle ifade etmek. Kelime Yunanca, içerik ise değil. İçerik tamamen duyulmamış, tamamen özgün, gerçek anlamda İncil’e ait.

Nicea’nın Kilise’nin de-Hellenizasyonunu işaret ettiğini söylemek daha doğru olmaz mı? Konsey babaları, Hristiyanlığı zamanın felsefesi olan Neoplatonizm’e uydurma girişimine direndiler. Tanrı Baba’da varlığın kaynağı olan O’nu, Oğul’da ise tanrısallık ile madde arasında aracılık eden, artık Tanrı olmayan ama henüz madde de olmayan zekayı görmek büyük bir cazibeydi. Ario bu cazibeye direnemedi. Athanasius ise direndi. Peki biz hangi taraftayız? Günümüz yaşamı için artık önemi kalmayan her şeyde ortodoksuz, ancak zamanın felsefelerine kapılarak, inancımızın özünü çağdaşlığın gerekliliklerine uydurmak için çarpıtıyoruz: göreceli Hristiyanlık, milliyetçi Hristiyanlık, neoliberal Hristiyanlık. Maddi olarak ortodoks, biçimsel olarak Arian.

Tartışmalı (ve tartışmaya açık) Kanadalı teolog Arthur McGill, aydınlatıcı bir sezgiye sahipti: Ario ile Athanasius arasındaki mesele, Tanrı’nın tek mi yoksa üçlü mü olduğu değil, Tanrı’yı ilahi kılan nitelikler, O’nun mükemmelliğini oluşturan şey üzerineydi. Ario, mutlak olarak aşkın bir Tanrı tasavvur ettiğinden, Oğul’da küfürlü bir fikirden başka bir şey göremezdi.

Tam olmak için bir Oğul doğuran bir Tanrı, ancak kusurlu olabilir. Ancak Atanasio, kendini ifade eden bir sevgi perspektifinden, Oğul’un doğuşunda Tanrı’nın ilahiliğinde bir azalma değil, O’nun mükemmelliğinin bir biçimini görür. McGill, Tanrı’nın ilahiliğinin özelliklerinin aşk ve aşkınlık değil, bağışlama ve üstünlük değil olduğunu sonucuna varır.

İşte, 1700 yıl sonra bile Nicea, müzelere, tarihçilere ve filologlara özgü bir konu değil, bizi ve inancımızı, günümüzün putlarıyla ilişki kurma biçimimizi, ekümenik ve trans-ekümenik ilişkilerimizi, Tanrı anlayışımızı sorgulamaya devam ediyor.

P.Luca Reffati OP

Türkçe tercüme Anita İntiba

İZNİK KONSİLİ 325

İsa kimdir?

  • Bir ozan?
  • Bir peygamber?
  • Yahudi bir peygamber?
  • Bir İslam peygamberi?
  • Büyük bir doktor?
  • Tarihin ilk komünisti?
  • Yeni bir dinin kurucusu?
  • Doğayı ve komün hayatını seven bir çiçek çocuk?
  • Büyük bir siyasetçi?

Yeni antlaşma

  • Yuhanna 1:1-5 1Başlangıçta Söz vardı. Söz Allah’la birlikteydi ve Söz Allah’dı. Başlangıçta O, Allah’la birlikteydi.  Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı.  Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi .
  • Rom 9,4-5 4 Onlar İsraillilerdir… Mesih de bedence onlardandır. O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Allah’dır! Amin.
  • 1Kor 1,24: Mesih, Allah’ın gücü ve Allah’nın bilgeliğidir. 
  • Kol 2,9 Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor. 
  • Heb. 1:1-3  Allah eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.  Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu‘yla bize seslenmiştir. Oğul, Allah yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir.

Eski antlaşma:
Allah’ın Bilgeliği

Bilgelik 7,25-26  Bilgelik Allah’ın gücünün bir nefesidir, Her Şeye Gücü Yeten Allah’ın yüceliğinin arınmış bir yayılışıdır. 

Çünkü anlaşmamış bir öğenin 

bilgelikte yeri yoktur. Bilgelik ölümsüz ışığın bir yansımasıdır, Allah’ın etkin gücünün kararmış aynası, İyiliğin simgesidir.

Özdeyişler 8,22 RAB yaratma işine başladığında ilk beni yarattı,   Dünya var olmadan önce, ta başlangıçta, öncesizlikten önce yerimi aldım.    Enginler yokken, suları bol pınarlar yokken doğdum ben. Dağlar daha oluşmadan, tepeler belirmeden, RAB dünyayı, kırları ve dünyadaki toprağın zerresini yaratmadan doğdum.   RAB gökleri yerine koyduğunda oradaydım, engin denizleri ufukla çevirdiğinde, Bulutları oluşturduğunda, denizin kaynaklarını güçlendirdiğinde, Sular buyruğundan öte geçmesinler diye denize sınır çizdiğinde, Dünyanın temellerini pekiştirdiğinde,   baş mimar olarak O’nun yanındaydım. Gün be gün sevinçle dolup taştım, Huzurunda hep coştum. O’nun dünyası mutluluğum, İnsanları sevincimdi.

Logos teolojisi

Apolojist (Savunucu) olarak tanınan 2. yüzyıl Kilise Babaları – Giustino, Taziano, Teofilo, Atenagora  – felsefenin önerilerine açık olarak Oğul‘u logos, bilgelik, Allah’ın sureti olarak değerlendirir ve onu Allah ile dünya arasında bir aracı, teofaninin öznesi olarak sunarlar. 

Onlara göre Mesih, Logos’tur; Allah’tan çıkmış, dünyanın yaratılışında Allah’ın yanındadır. Logos’un ebediyetten, önce Baba’nın ‘içinde’, sonra yaratılışın bir işlevi olarak Allah’dan ‘sudûr eden’ ve onunla birlikte var olan bir varlığından söz ederler. 

Bir tehlike?

Burada bir tehlike vardı: Oğul’u Baba’dan ayırarak onu aşağı ve ikincil kılma tehlikesi. 

Bu tehlikenin farkına varıldı  ve bu nedenle insanlar Oğul’dan, tıpkı yeryüzündeki güneşin ışığının gökteki güneşin ışığından ayrılamayacağı gibi, Baba’dan ayrı ya da kopuk olmayan bir güç, dynamis olarak söz etmeye başladılar [Önemli Not: Nur’dan Nur!] 

Ve Oğul’un doğuşu (oluşumunun) Baba’nın özünde (ousia!) bir bölünme, yani bir azalma gerektirmediği anlaşılmaya başlandı, tıpkı bir ateşin bir başkası tarafından yakılmasının ilkini azaltmadığı gibi.

İsa bir süper kahraman mı yoksa sadece bir insan mı?

Logos teolojisiyle karşı karşıya kalan, kültürel açıdan daha muhafazakar çevrelerde, özellikle de Asya’da, sanki felsefeye çok fazla yer ayrılıyormuş ve bu da ilahi gerçekliğin anlaşılmasını tehlikeye atıyormuş gibi bir güvensizlik hissi vardı. İlahi birliği koruyan Logos teolojisine, karşı çıkılmaya çalışıldı. İlk girişim, Mesih’i Mesih olarak kabul ederek sorunu basit bir şekilde çözmekti, Yahudilikte Mesih, vaftizi sırasında kendisine ilahi bir güç verilmiş biriydi, sadece bir insandı. Ancak Adoptionizm olarak adlandırılan bu doktrin hemen sapkın olarak kınandı ve 3. yüzyılın başlarında reddedildi.

Monarşiyanizm

Antik dönemde, Baba ve Oğul arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik başka bir yaklaşım da çok başarılı olmuştur: Tek bir Allah vardır ve O insan şekline bürünüp, beden alan Baba’dır. O Mesih olarak yeryüzünde kendini göstermiştir ve tektir, bu nedenle Baba çarmıhta acı çekmiştir. 

Bu akım kendisini felsefeye çok fazla bağlamamış, Allah’ın birliğine ve Mesih’in tanrısallığına sıkı sıkıya bağlı kalmış ve bu sebeple özellikle halk arasında belirli bir yayılma göstermiştir.

Ancak Baba ve Oğul 2 farklı kişi olduğunu tamamen göz ardı ediyordu…

1 (Baba)+1 (Oğul)= 1 Allah?

Origenes (185-254), konunun anlaşılmasına ve gelişmesine yardımcı olmuştur. 

O, araştırmasının temeline Baba ile yaratılış arasında aracı olan Allah’ın oğlu Logos’u yerleştirir ve Kutsal Yazıları esinleme ve inananları kutsama görevi olan Ruh’u da ekler.  

İlk defa üç ayrı kişiden söz etmeye başlayan Origenes‘tir. Varolmanın Başlangıçı (αρχή) Baba’dır, Oğul onundan gelir ve onun aracığıyla  da Ruh’a. 

Oğul’un Babasından çıkmasıyla ilgili bahsederken Origenes, «hayvani» canlılardan yola çıkan imgelerden uzak imgeler kullanmaya çalışır, örneğin düşüncenin zihinden oluştuğunu söyler.

Nur’dan Nur…

Origenes Oğul’un Babasından çıkması öyle anlatıyor: 

Oğul, kronolojik olan değil, ontolojik kökenini Baba’da bulur (αρχή), çünkü o ebediyetten varolandır, bu yüzden hiç var olmaya başlamadı.

Bunu açıklamak için de ışık imgesini kullanır: simültane olarak, güneşten işinları çıkar.

Ario ve Alessandro

320 yılı civarında, İskenderiye Patriği Aleksander, dikkatini artık yaşlı ama çok etkili bir rahip olan Arius’a çevirmek zorunda kaldı. 

Arius, İsa’nın Allah’ın Oğlu olduğunu, ancak diğer yaratıklardan farklı da olsa, yalnızca bir yaratık (yani yaratılmış) olduğunu savunuyordu..

Aleksander, Arius’u İskenderiye’deki din adamları meclisinin huzuruna çıkarak görüşlerini sunmaya davet etti. 

Aleksander, Arius’u hemen mahkûm etmeyip, onun görüşlerini anlamaya çalıştı. Bu nedenle rahibi bu inancından dönmeye davet etti, ancak Arius bunu reddetti ve Mısır’daki din adamlarından ve episkoposluktan aldığı destekle fikirlerini yaymaya devam etti; bu fikirlerini şarkılar (ilahiler) şeklinde yayarak inançlarını basit bir dille açıklamayı başardı ve teolojik eserlerin asla ulaşamayacağı toplumun en basit insanlarına dahi  ulaşmasını sağladı. 

Konstantin zamanında Roma İmparatorluğu

Konstantin 306 yılından 337 yılına kadar imparator olmuş, İmparatorluğun yeni başkenti olan Konstantinopoli’yi kurmuştur, 313 yılında da Hristiyanlığı «yasal din» statüsüne almıştır.

Bir Konsil

Konstantin kısa bir süre önce tek imparator olarak kalmıştı. Aleksander ve Arius arasındaki tartışmaya müdahale etmeye karar verdi ve  onlara bir mektup yazarak öfkesini açığa vurdu: onları önemsiz meseleler yüzünden, sırf çekişme uğruna halkı bölmek istemekle suçladı. Konstantin devamında, halka huzur vermek için uzlaşma çağrısında bulundu. 

Belli ki imparator sorunun ciddiyetinin farkında değildi.

Aleksander ve Arius görüşmek üzere imparatorun çağrısına icabet etmelerine rağmen tartışmalar sonuçsuz kaldı böylece bir evrensel kilise konsili toplanması fikri ortaya çıktı.

Konstantin bir konsil toplanması çağrısını yaptı: Konstantin, konsilin önce Ancyra’da (günümüzde Ankara) toplanmasını istemiş, daha sonra Nikomedia’daki imparatorluk merkezine daha yakın olduğu, Avrupa’dan gelen episkoposlar için ulaşımı daha kolay olduğu ve Ancyra’dan daha ılıman bir iklime sahip olduğu için Nicea’ya (günümüzde İznik) taşımıştı.

Konstantin’in, isteyenlerin devlet hizmetiyle seyahat edebileceği bu toplantı davetine yoğun şekilde gelen cevaplar sonrasında, 325 yılının Mayıs ayında, çoğunluğunu Ariusçu tartışmaların en güçlü şekilde alevlendiği bölgelerden gelenlerin oluşturduğu çok sayıda episkopos İznik’e akın etmeye başladı: Mısır, Filistin, Suriye, Fenike, Küçük Asya (Anadolu); Yunanistan, Makedonya ve komşu bölgelerden önemli temsilciler gelmişti; aralarından yalnızca altısı Latin Batı’nın temsilcileriydi: Kartacalı Cecilian, Romalı Sylvester’i temsil eden iki rahip Vitus ve Vincent, hepsinden önemlisi Kordobalı Hosius. Toplantının ekümenik niteliğini vurgulamak için, Doğu’nun Romalılara tabi olmayan bölgelerinden, İran ve Mezopotamya’dan da birkaç temsilci vardı.

Homooussia: Özde bir

Konsil sırasında bir noktada, Sezariyeli Eusebius kendi topluluğu için geliştirdiği bir vaftiz iman ikrarı önerdi ve böylece Sezariye’nin inancını İznik’inkine dönüştürdüö tek fark bu: Oğul’la ilgili homoousios (yani Baba ile aynı özdedir) terimini eklediği . 

Formül onaylandıktan sonra, konsil katılımcılarının her biri bunu imzalamaya davet edildi ve Konstantin bunu onaylamayanların yargılanıp sürgüne gönderileceğini de açıkça belirtti. 

Aynı Öz

Kediden (ousia=kedilik) kedi doğar… 

Köpekten (ousia=köpeklik) köpek doğar

İnsandan insan doğar, Allah’tan Allah doğar…

Iki öz (ousia) karışıksa…
ortaya Hulk çıkar…

İznik İman İkrarı

«Πιστεύομεν εἰς ἕνα Θεόν, Πατέρα παντοκράτορα, πάντων ὁρατῶν τε καὶ ἀοράτων ποιητήν.

Καὶ εἰς ἕνα κύριον Ἰησοῦν Χριστόν, τὸν υἱὸν τοῦ Θεοῦ, γεννηθέντα ἐκ τοῦ Πατρὸς μονογενῆ, τουτέστιν ἐκ τῆς οὐσίας τοῦ Πατρός, 

Θεὸν ἐκ Θεοῦ, φῶς ἐκ φωτός, Θεὸν ἀληθινὸν ἐκ Θεοῦ ἀληθινοῦ, γεννηθέντα, οὐ ποιηθέντα, ὁμοούσιον τῷ Πατρί, 

δι’ οὗ τὰ πάντα ἐγένετο, τά τε ἐν τῷ οὐρανῷ και τὰ ἐπὶ τῆς γῆς, τὸν δι’ ἡμᾶς τοὺς ἀνθρώπους καὶ διὰ τὴν ἡμετέραν σωτηρίαν κατελθόντα καὶ σαρκωθέντα καὶ ἐνανθρωπήσαντα, παθόντα, καὶ ἀναστάντα τριτῇ ἡμέρᾳ, καὶ ἀνελθοντα εἰς τοὺς οὐρανούς, και ἐρχόμενον κρῖναι ζῶντας καὶ νεκρούς.

Καὶ εἰς τὸ Ἅγιον Πνεῦμα.



«Bir tek Allah’a inanıyoruz, görünen ve görünmeyen varlıkların yaradanı, her şeye kadir Peder. 

Ve bir tek Rab, Mesih İsa’ya [inanıyoruz]. O Allah’ın Oğlu, Peder’den doğmuş olan biricik Oğlu, Peder’in özündendir, 

Allah’tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah’tan gerçek Allah, doğmuş olup yaratılmış olmayana, Peder’le bir özde olana; 

Onun aracılığıyla her şey yaratıldı, gökte ve yerde. Biz insanlar ve kurtuluşumuz için indi ve vücut alıp insan oldu; acı çekti ve üçüncü gün dirildi ve göğe yükseldi; dirileri ve ölüleri yargılamak için gelecektir.

Ve Kutsal Ruh’a [inanıyoruz].

Τοὺς δὲ λέγοντας, 

ὅτι ἦν ποτε ὅτε οὐκ ἦν, 

καὶ πρὶν γεννηθῆναι οὐκ ἦν, 

καὶ ὅτι ἐξ οὐκ ὄντων ἐγένετο, ἢ ἐξ ἑτέρας ὑποστάσεως ἢ οὐσίας φάσκοντας εἶναι, 

ἢ κτιστόν, ἢ τρεπτὸν ἢ ἀλλοιωτὸν τὸν υἱὸν τοῦ Θεοῦ, 

τούτους ἀναθεματίζει ἡ ἁγία καθολικὴ καὶ ἀποστολικὴ ἐκκλησία.»

Şöyle diyenlere… 

O’nun olmadığı bir zaman vardı , O doğmadan önce yoktu, 

ve O’nun yoktan ya da başka bir maddeden veya özden yaratıldığını söyleyenler, 

Ya da Allah’ın Oğlu’nun bir yaratık (yaratılmış olan), değişebilir ya da değiştirilebilir olduğunu söyleyenler, 

onları Kutsal Katolik ve Apostolik Kilise afaroz eder.”

Vaftiz litürjisinde iman açıklaması

  1. yüzyıl sonlarına doğru vaftiz litürjisinde iman açıklamasının eklenmesi kararı verildi. Normalde Paskalya gecesi, Paskalya’ya Hazırlık Devresi bittiğinde vaftiz olan katekümen, üç Kişiye olan imanı ikrar eden bir metni iki kez okurdu; ilki formasyon döneminin sonunda  ilan eder şekilde, ikincisi ise cevap şeklinde.

O halde???

Dolayısıyla Konsil’in üç temel teslimatı söz konusudur:

İlk olarak, Kilise imanını, İsa’nın öğretisinin üzerine inşa eder, temellerini Eski Antlaşma’dan  gelen Kutsal Yazılar’dan, 

konsillerde ortaya çıkan ortak bir yol aracılığıyla geleneğin anlayışı ışığında alır. İmanımızın üç sütunu: Kutsal Yazılar, gelenek ve  majister (dini doktrinleri öğretme yetkisi: Episkopolar papa ile beraber, olan öğreti)

İsa Allah’tır, Allah İsa’dır

İznik Konsili’nde ortaya çıkan ikinci kilit nokta ise Kilise Babalarının anlayışına göre İsa Allah’tır.

İsa Allah’tır, Allah’ın tam vahyidir ve Allah İsa’dır.

İsa’nın başına gelenler, Allah’ın başına gelmiştir; İsa’dan öğrendiklerimizi Allah’tan öğreniyoruz.

(O halde örneğin Meryem’in Allah’ın Annesi olduğunu söyleyebiliriz, Allah’yı doğurduğu için değil, gerçek Allah olan İsa’yı doğurduğu için).

İsa’da hizmet eden bir Allah görüyoruz, ayak yıkıyor, reddediliyor, terkediliyor, öldürülüyor: Allah’ın hayatı, tam dolulukla kendini veren bir hayattır, bu yüzden Efkaristiya, Kilise hayatının merkezindedir.

Üçüncü nokta: İznik’te toplanmış olan kilise tek bir 

kiliseydi, hala doktrinel sorularla bölünmemişti.

İznik’i düşündüğümüzde, tüm kilise topluluklarının hala 

birlikte yürüdüğü ve bunu Allah’ın tam vahyi olan 

İsa’nın şahsına odaklanarak ve birlik içinde 

yaptıkları bir zamanı düşünebiliriz.

İznik bizler için İsa’nın bize gösterdiği ve bizim 

için arzu ettiği bu birlik arayışında yürümemi 

için bir gösterge olabilir:

Yuhanna 17:20-21   Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir