ÖNCE İNCİ: PAPA FRANCİSKUS’UN AYİN ÖĞRETİSİ

İlahiyatçı Pedro Farnes Sherer, Efkaristiya’nın kutlanmasına ilişkin yazılarından birinde, ayin bağlamında inciyi onu koruyan sert kabuğu ile karıştırmamaya çağırır. İnci, Kilise’nin litürjik eylemlerinde işini yapmaya devam eden Mesih’in varlığıdır. Kabuk ise Kilise’nin kutsal ayinlerini kutladığı somut yöntemlerdir (diller, giysiler, biçimler, vs.). Papalığının on iki yılı boyunca Papa Franciskus’un incinin merkeziliğini ve güzelliğini yeniden keşfetmemize yardımcı olduğunu ve bizi teşvik ettiğini düşünüyorum.  Jorge Mario Bergoglio’nun litürjiye ilişkin zengin magisterium’unun tamamını gözden geçirmek için uygun bir bağlam olmasa da burada sadece özellikle önemli olan birkaç nokta üzerinde duracağız.

Papa Franciskus, Mart 2015 tarihinde Roma’daki Tutti i Santi cemaatini ziyaret etti. Bu ziyaretin vesilesi, 7 Mart 1965 tarihinde Papa Aziz VI. Pavlus’un riyaset ettiği İtalyanca Kutsal Ayin’in kutlanmasının 50. yıldönümüydü. Bu tarihi olay, İkinci Vatikan Konsili’nden çıkan litürjik reformların ilk güzel meyvelerinden biriydi. Kutlamanın sonunda yaptığı konuşmada Papa Franciskus, Konsil’in ayin reformunun güzelliğini ve geri döndürülemezliğini hatırlattı: “Bu elli yıllık ayin reformunda Kilisesinde yaptıkları için Rab’be şükredelim. Kilise’nin ne yaptığını daha iyi anlayabilmeleri için Tanrı’nın halkına yaklaşması gerçekten cesur bir jestti ve Ayini bu şekilde takip etmek, bizim için önemlidir, Bundan geriye dönüş yok, her zaman ileriye gitmeliyiz ve geriye gidenler yanılıyor. Bu yolda ilerleyelim”. İkinci Vatikan Konsili tarafından başlatılan reformun geri döndürülemezliği daha sonra Papa tarafından Ağustos 2017’de 6. İtalyan Ulusal Litürji Haftası katılımcılarını kabulü sırasında da teyit edilmiştir.  Bununla ilgili olarak, Papa’nın ölümünden birkaç ay önce yayınlanan otobiyografik kitabı ‘Spera’da yazdıkları özellikle ilginçtir. Bu metnin bir bölümünde Papa Francis, büyük ihtimalle tam da derinden doğru ve gerçeklikle bağlantılı oldukları için epeyce tartışma yaratan sözleriyle, gerçekte geleneğe duyulan bir zevkten ziyade, din adamlarının gösterişinden ibaret olan; kutsala dönüşten ziyade, arkasında çoğunlukla dengesizlikler, duygusal sapmalar, davranış zorlukları ve kişisel rahatsızlıkların gizlendiği dünyeviliğin bir ifadesi olan ayinsel gelenekselcilik biçimlerine karşı çıkıyor. Ve metnin biraz ilerleyen bölümlerinde şöyle demiştir: “Hıristiyanlar geriye gidenler değildir. Gelenek bir heykel değildir. İsa da bir heykel değildir. İsa yaşıyor. Gelenek büyüyor. Gelenek ilerliyor”.  Bu ilkelere somutluk kazandırmak için ve ayrıca Kilise’nin yaşamında ortaya çıkan birkaç sorun nedeniyle, Papa 16 Temmuz 2021’de Motu Proprio ‘Traditionis Custodes’i ilan etti. Bu belge her şeyden önce ‘Kutsal Papalar VI. Pavlus ve II. Yuhanna Pavlus tarafından İkinci Vatikan Konsili’nin kararlarına uygun olarak ilan edilen ayin kitaplarının Roma Ayini’nin lex orandi’sinin yegane ifadesi olduğunu’ belirtmektedir. Ayrıca, bu belgeyle, kendilerine emanet edilen belirli Kiliselerdeki tüm litürjik yaşamın moderatörleri, destekleyicileri ve koruyucuları olarak episkoposlara, çok istisnai durumlarda ve çok kesin koşullar altında, Kutsal Makam’ın yetkili organlarına danışmadan, Ayinin İkinci Vatikan Konsili’nden önceki şekliyle kutlanmasına izin verme konusunda bir kez daha münhasır yetki verilmiştir.

Papa Franciskus’un teolojik düşüncesinin ve litürjik magisteriumunun güzel bir ifadesi hiç şüphesiz 29 Haziran 2022’de yayınladığı “Desiderio Desideravi” adlı Apostolik Mektuptur. Bu metinde Papa, litürjik kutlamaların ve sakramentlerin kökeninin her şeyden önce İsa’nın hepimizle bir araya gelme arzusu olduğunu hatırlattıktan sonra, kutlamaların her şeyden önce Rab ile bir karşılaşma olduğunu hatırlatır: “Litürji bize böyle bir karşılaşma olasılığını garanti eder. Son Akşam Yemeği’nin belirsiz bir anısına ihtiyacımız yok: O’nun sesini duyabilmek, Bedenini yiyebilmek ve Kanını içebilmek için o Akşam Yemeği’nde hazır bulunmamız gerekiyor: O’na ihtiyacımız var. Efkaristiya’da ve tüm sakramentlerde bize Rab İsa’yla karşılaşma ve onun Fısıh’ının gücüne erişme olanağı verilir. İsa’nın kurbanının, her sözünün, her jestinin, bakışının, duygusunun kurtarıcı gücü sakramentlerin kutlanmasında bize ulaşır. Ben Nikodimus ve Samiriyeli kadınım, Kefernahum’daki cinlere tutsak adam ve Petrus’un evindeki felçli; bağışlanmış günahkâr ve kanamalı kadınım, Yair’in kızı ve Eriha’daki kör adam, Zakkay ve Lazarus, bağışlanmış hırsız ve Petrus’um. Çarmıhta kurban edilen Rab İsa artık ölü değildir ve tutkunun işaretleriyle ölümsüz olarak yaşar [2] sakramentlerin gücüyle bizi affetmeye, iyileştirmeye, kurtarmaya devam eder. Bu, beden alması sayesinde bizi sevmesinin somut yoludur; çarmıhta ilan ettiği bizim için susuzluğunu gidermesinin yoludur”.  Bu nedenle Papa metinde özellikle topluluklarımızda “Hıristiyan kutlamalarının hakikatinin güzelliği karşısında duyulan hayretin yeniden canlandırılması, otantik bir litürjik formasyona duyulan ihtiyacın hatırlanması ve Paskalya gizeminin hakikatinin ve her biri kendi mesleğinin özelliğiyle vaftiz edilmiş herkesin katılımının hizmetinde olan bir kutlama sanatının öneminin farkına varılması” gerektiği konusunda ısrar etmektedir.

Sonuç olarak, Papa Franciskus’un litürjik magisteriumunu faaliyet ve öğretisinin ikincil bir yönü olarak görmemeye dikkat etmek bana önemli görünüyor. Aksine, papalığını karakterize eden merhamet, yoksullarla ilgilenme, kapıları herkese açma, ortak evle ilgilenme, adalet ve barış arayışı, sinodalite ve umut gibi büyük temalar, tam da litürjik kutlamalarda deneyimlenen Rab ile gerçek ve dönüştürücü karşılaşmadan kaynaklanmaktadır. Papa, 7 Mart 2015 tarihinde Roma’daki Tutti i Santi Kilisesi’nde düzenlenen ayinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: ‘Bu, iman yoluyla aldığımız ve burada kutladığımız şeyleri yaşamda ifade etme meselesidir. İsa’nın öğrencisi kiliseye sadece bir kuralı yerine getirmek için gitmez, kendisini çok fazla ‘rahatsız etmesine’ gerek olmayan bir Tanrı’ya karşı doğru hissetmek için gider. “Ama ben, Tanrım, her Pazar gidiyorum, yerine getiriyorum…, sen benim hayatıma karışma, beni rahatsız etme”. Bu pek çok Katoliğin tutumudur. İsa’nın öğrencisi kiliseye Rab ile buluşmak ve onun lütfunda, Kutsal Ayinlerde etkin olan, İncil’e göre düşünme ve hareket etme gücünü bulmak için gider. Dolayısıyla, Rabbin evine girip komşularımıza karşı adalet, dürüstlük ya da sevgi taleplerine aykırı davranışları, dualar ve ibadet uygulamalarıyla ‘örtebileceğimizi’ düşünerek kendimizi kandıramayız. Gerçek dönüşümü erteleyerek, komşumuza borçlu olduğumuz şeyi ‘dini haraçlarla’ değiştiremeyiz. İbadetler, ayin kutlamaları, bize doğruluk ve Hıristiyan mükemmelliği yolunda rehberlik eden Rab’bin sesini dinlemek için ayrıcalıklı bir ortamdır.

Makale: Fr. Alexander Amprino, İzmir

Fotoğraf:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir