2014 yılında Papa Franciscus’un ziyareti sırasında yaşanan tanıklıklardan birkaçını sizlerle paylaşıyoruz.
PAPA’NIN 2014 YILINDA TÜRKİYE’YE YAPTIĞI ZİYARETTEN AKLIMDA KALAN BİR AN
Papa’nın Türkiye’ye yaptığı Apostolik Ziyaret sırasında tanık olduğum basit ama çok anlamlı bir jestle ilgili kişisel bir anımı da paylaşmak isterim: Fener’deki ayinin sonuna doğru, Papa ve Patrik’in konuşmalarından sonra, Papa’nın Patrik’e yaklaştığı ve Patrik’in bulunduğu merdivenleri tırmanırken, hepimizin şaşkınlığa kapıldığı inanamadığımız bir an yaşandı. Papa, Patrik’in önünde diz çöktü; eliyle Patrik’in kolunu çektiği ve kısa bir süre sonra Patrik Papa’yı kutsadı. Bu kısacık zaman diliminde;a o kısa ama derin saniyelerde neler yaşandığını sonradan öğrendik: Papa, Patrik’in önünde diz çökmüş ve ondan kendisini ve tüm Kilise’yi kutsamasını istiemişti.
Yazan: Domenico Mimmo Sessa
PAPA FRANCISKUS’A ITHAFEN
Son günlerde sosyal medyada, haberlerde Papa Franciskus hakkında çok şey söyleniyor… Ama bugün ekran ardından paylaşmak yerine kalbimden konuşmak istiyorum.Papa Franciskus, çok az kişinin cesaret edebileceğine cesaret etti, güçle yerine sevgiyle liderlik etti. Gösterdiği bu sevgi, hiçbir tacın yapamadığı kadar imparatorlukları sarstı.Ondan önce de büyük, kutsal papalar vardı. Papa XVI. Benedictus bize derin ilahiyatı öğretti.
Aziz Papa II. Yuhanna Pavlus, hakikat için dimdik durdu. Peki ya Papa Franciskus? O bize kalbini verdi.Zorlama yerine karşılaşmayı, kınama yerine şefkati, dogma yerine diyalogu tercih etti.2023 Dünya Gençlik Günü’nde Lizbon’da onunla tanışma şerefine nail oldum. Türkiye’den gelen küçük gençlik grubumuza özel bir görüşme yaptı. Söylediklerini asla unutmayacağım. Bana baktı, gülümsedi ve “Bu güzel gülümsemeli rahip kim?” diye sordu. O an benimle kaldı. Benim yüzümden değil, onun yüzünden.O insanları gördü. Kalpleri fark etti. Ve sadece birkaç kelimeyle Tanrı’nın sevgisini hissettirdi. Yorgundu, evet. Ama sevginin enerjisiyle yürüyordu. Bu enerjinin kayanğı nereden geliyor? Dua’dan. Rab’be olan derin yakınlığından.Ondan öğrendiğim şey şudur: Eğer Tanrı ile birlik içindeysen, hiçbir iş seni yormaz. Hiçbir acı seni yıkamaz. Hizmet etmek, gülümsemek, affetmek, sevmek için güç bulursun.Papa Franciskus, gözlerimle gördüğüm bir örnek oldu. Olmak istediğim bir rahip. Dinleyen bir çoban. Anlayan bir dost. Merhametli bir adam.21 Nisan 2025’te vefat etti. O gün benim rahiplik törenimin yapıldığı gündü. Dokuz yıl önce rahip oldum. Şimdi onun anısı rehberim ve ışığım olarak onun izinden giderek onuncu yılıma giriyorum. Sade beyaz giysiler giyerdi. Bizi güldürürdü. Kutsallığı insani gösterirdi. Ve insanlığı kutsal gösterdi.Onunla tanışan milyonlarca insan arasından sadece bir tanesiydim. Ama o beni gördüğünü hissettirdi. Hepimizi sevildiğimizi hissettirdi. Ve onunla tanıştığım için Tanrı’ya şükrediyorum.Papa Francis’i seviyorum. Ve onun gülümsemesini… her zaman kalbimde taşıyacağım.
P. Jawahar Kapüsen
KADIN MAHKUMLAR İÇİN DUA EDEN PAPA FRANCISKUS
Bakırköy cezaevinde yabancı kadın mahkumlarla çalışıyorum. 2019 yılında, mahkumlara yönelik pastoral hizmetler kapsamında düzenlenen bir toplantıda Papa Francesco ile tanışma şansına eriştim. Ayrılmadan önce, kadınlar bana içlerinden gelenleri kaleme aldıkları mektuplar yazarak bunları Papa’ya iletmemi istediler. Özellikle kendileri adına onu sıkıca kucaklamamı istediler. Söz verdiğim gibi, mektupları, selamları ve özellikle Papa’yı kucaklama görevimle karşısında duruyordum. Bir babayı yeniden bulmanın, evlerinden uzakta hapsedilmiş bu yabancı kadınlara olan ilgisini, onları eşlik etmeye çalışan beni…teselli etti.
Papa, onları dualarına dahil etti ve bizim de onun için dua etmemizi istedi. Hanımların bana emanet ettiği kucaklamayı ona ilettim. Bana şöyle dedi: “Lütfen bu bayanlara sevgi, huzur ve mutluluk getirmeye devam edin ve onları asla yalnız bırakmayın.” Bu sözleri kalbime kazıdım ve gülümsememle birlikte daima saklıyorum.
En şaşırtıcı olan, 2023 Dünya Gençlik Günü’nde tekrar bir araya geldiğimizde, Papa’nın misyonumuzu hatırlaması ve bu hanımları asla terk etmememiz yönündeki isteğini yinelemesiydi. Esaret, onun dualarında özellikle yer alan bir konudur.
Papa Franciskus bu niyetleri ile parmaklıklar arkasında olanları teselli etti.
Sr Miriam Oyarzo Francescana Sacro Cuore
PAPA FRANCISKUS’UN TÜRKİYE ZİYARETİNİN ÇEVİRMENİNİN ANILARI (2014)
Daha önce, Papa XVI. Benedictus’un Türkiye ziyareti sırasında (28 Kasım-1 Aralık 2006), CET Basın Bürosu müdürü olarak, bu önemli olay için akredite olan uluslararası basının görevlendirilmesinde görev almıştım. Ancak, Papa Franciskus’un Türkiye gezisi (28-30 Kasım 2014) için görevlendirilen Vatikan komisyonunun, üç günlük ziyaret boyunca simultane çeviri ve Papa’nın kişisel asistanlığını üstlenmemi isteyeceğini hiç tahmin etmemiştim. Komisyona, benden daha uygun birini bulamazlarsa, en azından bu sorumluluğu paylaşacak ikinci bir kişi bulmaları gerektiğini söylemeye çalıştım, ancak bu da kabul edilmedi. O zaman, Tanrı’nın lütfuna güvenerek bu görevi üstlenmeye karar verdim. Bana verilen talimatlar, dinlenme saatleri hariç, Papa’nın kaldığı süre boyunca ondan bir metreden fazla uzaklaşmamamdı. Şimdi, o dönemde yaşanan, belki anekdot niteliğinde, ancak beni derinden etkileyen ve sadece benim hafızamda kalacak bir hazine olarak gördüğüm bazı olayları paylaşmak istiyorum.
Papa Franciskus’un Ankara’ya varışının ilk anından itibaren beklenmedik olaylar başladı. Uçaktan indiğinde, onun için serilmiş kırmızı halıda onu karşıladım ve sanki beni uzun zamandır tanıyormuş gibi selamlaştıktan sonra, onun için hazırlanan arabayı almaya gittik ve hemen bize üç adet muhteşem limuzin gösterdiler ve Papa’ya, güvenliğini sağlamak için yolculuk sırasında konumları değiştirilecek olan koyu renkli koruma camlı bu üç zırhlı araçtan herhangi birini seçebileceğini söylediler… Ve ilk sürpriz o anda başladı: Papa, limuzine binmeyeceğini ve yetkililerden önceden talep ettiği bir araba modelini istediğini söylememi istedi. Subaylar, ona olacak her şeyden kendilerinin sorumlu olduğunu vurguladılar ve Papa limuzinleri kullanmayacağını tekrarladı. Bir an gerginlik yaşandı (bir tercüman için kolay bir durum değildi ve ben, istediği arabayı vermezsek yürüyerek gideceğimizi düşünmeye başlamıştım), operasyondan sorumlu yetkili, köşeden, sıradan bir yerden gelmiş gibi görünen, ısıtması olmayan mütevazı bir beyaz hizmet aracı getirtti ve ikimiz, bize eşlik eden askeri şoförle birlikte araca bindik. Sonra bana şöyle dedi: “Biliyorsunuz, Peder Andrés, bana vermek istedikleri bu araçları kullanmayı hala reddediyorum. Bunlar teneke kutular gibi. Pencereleri bile açamıyoruz. İnsanları dış dünyadan izole ediyorlar, ama ben buraya insanları görmek için geldim.” Tabii ki, papalık konvoyu varış noktasına her yaklaştığında, gazeteciler ve kalabalıklar limuzinlere koşarak papayı görebilmek için boşuna umutlanıyorlardı. Sonunda, o küçük, göze çarpmayan arabayla vardığımızda, pencereyi açıp başını dışarı çıkarıyor ve eliyle selam veriyordu. Birçoğu “Ne utanç verici, papaya bu arabayı nasıl verebilirler!” diye düşünüyordu. Ankara ve İstanbul’da da benzer bir arabayla bir yerden bir yere böyle seyahat ettik. Kapılar o kadar alçaktı ki birkaç kez başımı çarptım. Ama bu araba hem ofis hem de bazen kilise görevi görüyordu. Papa’ya göz kulak olacağımı düşünürken, şaşırtıcı bir şekilde çoğu zaman Papa’nın bana göz kulak olduğu ortaya çıktı. Aramızdaki sohbetler bazen biraz komikti çünkü bana büyük bir güvenle davranıyordu ve ben de ona aynı şekilde cevap veriyordum. Papa bana şöyle derdi: “Peder Andrés, rüzgâr rahatsız ediyorsa pencereyi kapatabilirim.” Ben de ona şöyle cevap verirdim: “Endişelenmeyin, sayın Papa. Ben saçları dağılmayanlardanım” (ben kelim). Ve ikimiz de gülmeye başlardık. Her gün arabada geçirdiğimiz zamanı, ona ülke hakkında bilgiler anlatmak için ya da iznini aldıktan sonra, onun fikrini öğrenmek istediğim manevi konularda sorular sormak için değerlendiriyordum ve o da her zaman net ve sevgiyle cevap veriyordu. Bu fırsatı, ruhsal ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere bazı eşyaları kutsamasını istemek için de kullanıyordum. Sonunda kutsaması için verecek bir şeyim kalmadı ve o bana, “Peder Andrés, bugün kutsayacağım bir şey yok mu?” diye sordu.
Papa Franciskus ile yemekler de başka bir sürpriz kaynağıydı: Başlangıçta kaç kişi olduğumuzu biliyorduk, ancak sonunda kaç kişi olacağımızı bilmek imkansızdı, çünkü papa çok yorgun görünen bir güvenlik görevlisini masaya davet ediyordu ve aynı kriterle bir garsonu ve bir temizlik görevlisini de davet ettiğini hatırlıyorum. Sanki yorgun olanları bir araya topluyordu, tıpkı İsa’nın “Yorgun olanlar, hepiniz bana gelin…” dediği gibi. Ancak en yorgun olanın kendisi olduğunu çok iyi biliyordum. Yorgun geldi ve yorgun gitti, ama birkaç kişiye dinlenme fırsatı verdi.
Resmi ziyaretlerimizden birinde, ceketlerimizi girişte bir vestiyere bırakmak zorundaydık ve daha sonra güvenlik nedeniyle başka bir kapıdan çıkmamız istenildi, bu yüzden ceketimi alamadım. Arabanın kapısında, papa bunu fark etti ve bana sordu: “Peder Andrés, ceketiniz nerede?” Ona nedenini açıkladım ve o tekrar sordu: “Peki neden almadınız?” Ben de “Papa’yı bırakıp ceketimi almaya nasıl gidebilirim?” dedim. O bana baştan aşağı baktı, hiçbir şey söylemedi ve arabaya binmem için işaret etti. Ertesi sabah, Büyükelçiliğe vardığımda, Vatikan polisi beni bekliyordu ve ceketimi geri vermek için şakayla karışık şöyle dediler: “Peder Andrés, lütfen eşyalarınızı ortalıkta bırakmayın, yoksa sonra almamız gerekecek. Sanırım o gece korumasını ceketimi almaya göndermişti: beni kolluyordu.
İnsanların alçakgönüllülük eksikliğini hemen fark ederdi ve bunu sevmediğini fark ettim. Bir kokteylde, biri ona yaklaşarak, bir dini ailenin üyesi olduğunu biraz abartarak söyledi. Papa ise ona gülümseyerek şöyle cevap verdi: “Endişelenmeyin, daha kötüsü de olabilirdi.” Bana, en zor bulduğu konulardan birinin, insani veya dini içeriği olmayan diplomatik toplantılara katılmak olduğunu itiraf etmişti.
Mizah anlayışı ve neşesi meşhurdu. Bir gün Türkiye’nin Baş Hahamı (Rav I.H.) onu ziyaret etti ve görüşmenin sonunda onu Büyükelçilik kapısına kadar eşlik etmeyi teklif etti. Baş Haham nezaketinden dolayı teşekkür etti, ancak bunun gerekli olmadığını söyledi (Papa Franciskus’un tabanları düzdü ve yürümekte biraz zorluk çekiyordu), ancak Papa ısrar etti ve ona eşlik etmek için iyi nedenleri olduğunu söyledi. Haham nedenlerini sorduğunda, Papa Franciskus şöyle cevap verdi: “Birincisi, gittiğinizden kesinlikle emin olmak için… ve ikincisi, yanınızda hiçbir şey götürmediğinizden emin olmak için.” Buna, zeki bir adam olan Haham şöyle cevap verdi: “O halde, gitmeden önce size Yahudi kutsaması yapmama izin verin.” Papa da memnuniyetle kabul etti. Büyük Haham, ona çok ciddi bir şekilde bakarak (Ladino veya Yahudi İspanyolcası kullanarak) şöyle dedi: “Tanrı gülümsemenizi daima kutsasın.” İkisi de kahkahalara boğuldu (ve gülmemem gerekirken ben de güldüm) ve eski Papalık Elçiliğinin mermer merdivenlerinden inerken, tüm güvenlik görevlileri ve diğer kişiler bize şaşkınlıkla bakıyor ve belki de akıl sağlığımızın yerinde olup olmadığını merak ediyorlardı.
Bu günlerden en güçlü izlenimim, bir dini otoritenin resmi programı zorla değiştirmeye çalışmasıydı. Programa, önceden planlanmamış kısa bir konuşma ekleyerek, Papa’nın farklı cemaatleri temsil eden birkaç aileyle görüşmesi için ayrılan zamanın bir kısmını bu konuşma ile doldurmak istedi. Papa ne olacağını anladığında, bu kişiye çok sert bir şekilde baktı ve gerçek programı öğrendi. Buna göre, bu dini otoritenin konuşmasını iptal edecekti, ancak son anda bir kişi Papa’nın yanına gelerek bu konuşmaya izin vermesini istedi ve Papa da izin verdi. Törenin ardından Papa bana samimi bir şekilde, bu din adamına bir an için sert davrandığı için üzüntüsünü dile getirdi. Ona, kesinlikle haklı olduğunu ve bunu yapmak için iyi nedenleri olduğunu söyledim, ancak Papa, ” merhamet eksikliğini” gidermek için harekete geçeceğini söyledi ve gerçekten de bu kişiyi özel olarak çağırdı ve benim gözlerimin önünde onu şefkatle öptü ve özür diledi, ben ise odadan sessizce çıktım. O gün, hayatım boyunca öğrendiğimden daha fazla sevgi ve alçakgönüllülük öğrendim.
İnsanları onurlandırmayı ve takdir etmeyi severdi. 30 Kasım benim azizimin (Aziz André) günüydü ve sabah beni selamlayarak sıcak bir kutlama dileğinde bulundu ve bana birkaç küçük hediye verdi. Ama en büyük hediye daha sonra geldi, bana şöyle dedi: “Hazırlanın, Peder Andrés, Nonce ile birlikte Kutsal Ayini kutlayacağız.”
Doğası ve mahremliği nedeniyle açıklanmayacak bazı özel olay ve durumları saklı tutuyorum. İstanbul havaalanında ayrılırken bana verdiği sarılma, bir asistan veya tercümana verilen türden bir veda değildi: gerçek bir babanın oğluna verdiği sarılmaydı… ve Papa Francis’in başka türlü bir şekilde sarılmayı bildiğini sanmıyorum. Kısa bir süre sonra, bana el yazısıyla yazdığı bir mektup (şimdi tarihi bir belge) ve yardımlarım için teşekkür ettiği bir fotoğraf gönderdi. Fotoğrafın üzerine kendi eliyle kendisi için dua etmemi istediğini yazmıştı. Onu hayal kırıklığına uğratmadım, son nefesine kadar her gün dualarımla onun yanındaydım… diplomasi, iyilik ve alçakgönüllülükten ibaret olan Papa Francis.
P. Andrés Vicens – m.id.
PAPA FRANÇESKO
Süryani Katolik Kilisesi – Papa Françesko anısına
Papa Françesko’nun Aziz Petrus’un halefi görevinde on üçüncü yıldönümünü kısa süre önce kutlamışken ve Paskalya Diriliş coşkusunun yaşandığı günlerde, Katolik Kilisesi ve bütün dünya ile birlikte, Kutsal Pederi kaybetme üzüntüsünü yaşadık.
Genç yaşlarda Allah’ın çağrısına cömert yanıtıyla başlayan Kiliseye hizmetini Papalık Kutsal makamından geçip sonsuzluğa götüren yolu katederek tamamlamış oldu.
Diriliş inancımızda teselli bulsak da tüm hayatını Allah’a adamış Kiliseye ve kardeşlere kendini atfetmiş Papa Françesko hakkında yazmak insani olarak bizleri zorluyor.
Allah’a imanıyla, sevgisiyle ve sadakatiyle Allah’ın halkına hizmeti, sözleri, eylemleri ve öğretileriyle çağımızın hafızasında kalacak, sonsuza dek yaşayacaktır.
Rab, O’nun ruhunu huzura erdirsin, Kutsalların mirasına kabul etsin, sadık hizmetinin karşılığı olarak O’nu ebedi mutlulukla mükafatlandırsın.
Papa Françesko bütün insanlara kalbini açan, kucaklayan çok mütevazı bir şahsiyetti. Kiliseyi daha merhametli, daha açık ve daha insani kılmak için yaşadı.
İncil’in özünü, yoksullara, dışlananlara, göçmenlere ve tüm insanlığa taşıyan bir köprü oldu.
Başta İslam dünyası olmak üzere tüm inanç gruplarının Kanaat Liderleriyle kurmaya ve sürdürmeye gayret ettiği dostluğun altında birlikte çalışma ve Allah’ın görkeminin tezahür ettiği yaratılışı beraber güzelleştirme arzusu da yatmaktaydı.
Mayıs 2025’te İznik Konsilinin 1700.yıl dönümü münasebetiyle ülkemize gelmeye hazırlanırken maalesef çok arzu ettiği Türkiye İznik ziyareti gerçekleşemeden Baba Allah’ın ebedi konutuna göç etti.
Türkiye Katolik Episkoposlar Kurulu 2024 Şubat ayında 5 yılda bir gerçekleşen “ad Limina Apostolorum” ziyaretleri kapsamında bizleri kabul ettiğinde kendisiyle bir saate yakın sohbet etme fırsatımız oldu. Bu vesileyle O’na bir İznik seramik vazosu hediye ettiğimizde memnuniyetini ifade etti. Toplantı sonunda kalktı, bastonunu aldı. Yürümekte zorlanmasına rağmen bizi kapıya kadar uğurlamak istedi. Bize eşlik etmemesini rica ettik fakat o “Kapıya kadar sizinle geleceğim çünkü gittiğinizden emin olmak istiyorum” diyerek hepimizi gülümsetti.
Geride bıraktığı miras yalnızca Katolikler için değil tüm insanlık için umut, kardeşlik ve sevgi dolu bir çağrıdır. Papa Kilise ve insanlık için kendini adadı, Kiliseye son nefesine kadar hizmet etti, hiçbir zaman kendine öncelik tanımadı, Kilisenin ihtiyaçlarını her şeyin önünde tuttu. Merhamet mesajını dünyaya yaymak için büyük bir çaba gösterdi. Mesih’in merhameti ile her insanın yaşamının yenileyip değişebileceğine inandı. Öncelikle göçmenler, mülteciler ve dışlananlarla ilgilendi. Özellikle mahkumlara yönelik mesajında kucak açan bir Kilise çağrısında bulundu; “Hangi konumda olursa olsun Kalbimizde Allah’ın sevgisinin ulaşamayacağı bir yer yoktur” dedi. Yaşlıların, yoksulların ve dışlanmışların daimî savunucusu oldu. Vatikan Devleti’nde çok önemli reformlar yaptı. Çevreyi koruma projeleri başlattı, bunlar arasında “Laudato Si” önemli bir yer tutmaktadır.
Seçildiği gün halka ilk mesajı “Şimdi bu yolu birlikte yürüyelim, Episkopos ve halk birlikte yürüyelim” oldu. Kilise yaşamında “Sinodal” yaklaşım olan “birlikte yürüyerek” ilerleme ilkesini “Sinodalite Sinodu” ile uygulamaya koydu. Unutulmayacak sözlerinden biri “Rabbim bizi fırtınaya terk etme. ‘Korkmayın’ (Matta 28,5) diyorsun, biz de tüm kaygılarımızı sana bırakıyoruz” (1 Petrus 5,7).
Sevgili Papamız Francesco, Paskalya günü yıllarca hizmet ettiğiniz Sen Piyer Meydanı’nda inananları son kez selamladınız, son kez veda ettiniz ve onların dualarını istediniz. Son kutsamanızı verdiniz ve şöyle dediniz “İyi Paskalyalar”. Bu sözlerin içinde dünyaya karşı zafer kazanmış Mesih’i ilan ettiniz. Huzur içinde uyuyunuz ve Göksel Kiliseden bizim için dua ediniz.
Yazan: Mons. Orhan Çanlı Türkiye Süryani Katolik Patrik Vekili ve Ruhani Reisi