Farkında bir heyecan, heyecanla birlikte gelen sabırsızlık, sabırsızlıkla gelen kabulleniş, kabullenişle gelen bir teslimiyet… Kişisel başlayan bir tanıklığın hikayesi…
PAPA 14. LEO’NUN TÜRKİYE ZİYARETİ’nin resmi olarak duyurulmasından sonra…
Çok belirli olacağını düşünüp, kendimi belirsizliğin tam ortasında bulduğum bir süreç – başlarda biraz da hayal kırıklığına uğradığım doğrudur-: yardım etmek istiyorsun ama nereden tutulabileceğin pek net değil, herkes topu birbirine atıyor, herkes kendine göre haklı… Bunu fark edip kabullendiğim anda kendi kendime dedim ki, kızım sen kalbinin sesini dinle, her işte birer hayır… Zaten büyük organizasyonlarda geleneksel anlamda dua etmeyi başarabilen bir tip değilimdir, hizmetim duam, duam hizmetimdir çünkü…
Aziz Augustinus’un da dediği gibi “Qui bene cantat bis orat”, yani “İyi ilahi söyleyen, iki kere dua etmiş olur” diyerek huzurla, Kutsal Ruh Katedrali çatısı altında Sr. Aravelle (SSVM) yönetiminde oluşturulan Koro Çalışmalarına kaydımı yaptırıp böylece iki ayrı etkinlik için, iki ayrı koro oluşturularak planlanan çalışmalara katılmış oldum. Rahmetli Papa Franciscus’un ziyaretinde de koroya katılmıştım, ortama, provalara vs. aşina olmanın verdiği rahatlık vardı üstümde ta ki ilk buluşmada koristlerle toplanana kadar…
Koroya gönüllü katılım çağrısı yalnızca müzisyenlere yapılmamıştı, evet aramızda uluslararası müzisyenler de vardı doğru, ama çoğumuz – neredeyse yüzde doksanımız – ilahi söylemeyi seven, kulağı olan/olmayan, nota okuyan/okumayan, sade, her dilden ve ırktan eskilerin deyimiyle beynelmilel, kısaca tam Katolik, İstanbul ve hatta Vikarya dışından gelen sesleriyle profesyonel olmasalar da yüreklerindeki melodisi güzel, iyi niyetli ve coşkulu bir inanlılar topluluğuyduk. Provalara katılım ilk kez bu kadar ciddi kontrol ediliyordu, iki kez kaçırıldığında korodan ayrılmak durumundaydık. Kabul edip yola çıktık.
İlk toplantılar tabiri caizse her kafadan bir ses çıkıyor durumundaydı; hangi parçalar söylenecek, hangi dilde söylenecek o bile belli değildi. Neredeyse son haftaya kadar, elimizde tüm partisyonların bulunduğu bir klasör oluşamamıştı, sanki her şey son ana kalmış gibiydi, böyle zamanlarda akıntıya karşı kürek sallamanın yararı yoktur, bu düşünceyle akışa teslim ettik durumu.
Amatör koro çalışmalarına katılmışlığım vardır ve bilirim ki sesler kulağımda birlikte tek bir tını oluşturduğu zaman tüylerim diken diken olur; son hafta kaktüs gibi dolaştım dersem abartmış olmam. İşte tam o sıralarda gözümden kaçmış bir şeyi farkettim: bu, aslında minik bir mucizenin oluşumuna tanıklık etmekti… Bizler Papa Hazretleri’ni karşılamak için hazırlık yapıyor görünsek de Allah yüreklerimizde Kutsal Ruh’u aracılığıyla bambaşka planlar yapıyordu… Hepimizin kalbine fısıldayıp, sesleriniz bir olabilir, kalpleriniz bir olabilir, sesleriniz bir olsun, kalpleriniz bir olsun, Sevgi’nin frekansına yapışın ben sizi sıkı sıkı sararım diyordu. Mikrofonların azizliğine uğramamıza rağmen öyle de oldu… Çok şükür.
Latince akış ilk başta bende negatif bir tepki oluşturdu, sonuçta Türkiye’de yaşıyoruz; ortak dilimiz Türkçe, Papa Türkiye’yi ziyaret ediyor, Vatikan’da değiliz vs. gibi bir liste düştü kafama. Böyle bir organizasyon için rahatça söyleyebilirim ki, tecrübemin sonunda tersini düşünüyorum; Latince, bizim ortak paydamız oldu, nötrleştirdi, herkese ulaşmamızı sağladı. Düzenlenen her iki etkinlikte de koro tören bittikten çok sonra bile ilahiler söylemeye devam etti.
Bütün bu durumda tabii benim programda bir karışıklık gözlemlendi, karışıklık demek doğru olmaz ama sürprizler diyelim. Son anda Katedral’de düzenlenen törende Koroya katılamayacağımı öğrendim, sebebi kuşkusuz muhteşemdi (Pastoral Ekip olarak Papa’yla tokalaşma fırsatımız oldu) ama yine de üzülmedim dersem yalan olur, aşağıdan oturduğum yerden eşlik ettim ilahilere.
Başka bir sürpriz de Katedral’deki tören sonrasında 9 kişilik bir koro grubu olarak İznik’teki Ekümenik Törene gitmek üzere seçilmiş olmamdı. Duygularımı ifade etmek için kelimeler kifayetsiz kalır, o yüzden çok uğraşmayacağım. Resmen 1700 yıllık bir geçmişe ve beraberinde getirdiği geleceğe tanıklık ettik. Yağmurlu bir gecenin sabahında gökyüzü açıldı, Allah’ın Nuru orada bulunanların üzerine bulutların arasından dökülüp parladı, bedenlerimizi ve yüreklerimizi ısıttı, gözlerimizi kamaştırdı. Seslerimiz, atalarımızın seslerine karıştı.
Bu çabucak geçen günlerin doruk noktası kuşkusuz Arena’daki Kutsal Ayin’di. Güçlü ve aynı zamanda sade bir tanıklık… Ekümenik bir şehirde yaşamanın avantajı birçokları için ancak yurtdışına çıktığında yüze vuran bir gerçekliktir. Bu lütfun ne yazık ki her zaman farkında olamayabiliyoruz, işte tam bu sebepten ötürü, ülkemizde varlığını sürdüren azınlık dillerin birçoğunun ilahileri aracılığıyla dua etmek, mükemmel bir Müjdeleme fırsatı oldu. Allah bu Küçük Sürüsü’nün alçakgönüllü sungusunu kabul etsin.
“Birlik Olmak” güzel, “Bir Olmak” daha da güzel! O yüzden gönül rahatlığıyla diyebilirim ki bu maneviyatı yoğun tecrübenin sonunda, Kutsal Ruh bir kez daha gösterdi ki kalplerimiz ve seslerimiz bir olabilir, bu mümkündür, çünkü Mezmurcu’nun da dediği gibi “kardeşlerin bir arada olması güzeldir”.
Dualarımız “kokulu buhur gibi Sana yükselsin Ya Rab!” Melodilerimizle daima Senin Adın yüceltilsin.
ASJ
RUHSAL EVİMDE BİR PAPA: BİR LÜTFUN TANIKLIĞI
Ailem, geçmiş jenerasyonlardan beri Saint Esprit Katedrali’ne mensup. Benim için ise bu katedral, vaftizimden bu yana yalnızca bir ibadet mekânı değil; ruhsal evim, iman yolculuğumun kalbi oldu. Bu nedenle, yaşamım boyunca katedralimizde ağırladığımız üçüncü Papa olan Papa XIV. Leo’nun gelişi, benim için olduğu kadar cemaatimiz ve ailemiz için de tarifsiz bir heyecan ve şükran kaynağıydı.
Küçük yaşlarımdan beri mensubu olduğum katedral koromuz, Papa’nın ziyaretinden yaklaşık iki buçuk ay önce yoğun bir hazırlık sürecine başladı. Her prova, yalnızca müzikal bir hazırlık değil, aynı zamanda dua ve hizmetle yoğrulmuş bir bekleyişti. Bu sürecin bir parçası olmak, katedralime ve Kiliseme olan bağlılığımı bir kez daha derinleştirdi.
11 yaşındaki kızım İlaria içinse bu ziyaret bambaşka bir anlam taşıyordu. 27 Kasım Cuma sabahı, Papa XIV. Leo katedrale girmeden önce, diğer çocuklarla birlikte elinde çiçeklerle onu kapıda karşıladı. O an yüzündeki heyecanı ve gözlerindeki ışığı görmek benim için tarifsizdi. Böyle bir tecrübenin onun için bir lütuf olmasını, yaşamı boyunca Kilisemize sevgi ve sadakatle bağlı kalmasına vesile olmasını dileyerek çok dua ettim.
Katedralimizde gerçekleşen tören, iman ve duygu yüklüydü. Daha önce Papa Benedictus ve Papa Francesco ile yaşadığımız gibi, Kutsal Peder ile aynı çatı altında, aynı coşku ve imanla dua edebilmek gerçek bir lütuftu. Bu ortak dua anları, Kilise olmanın ne demek olduğunu kalbimize bir kez daha kazıdı.
Papa XIV. Leo’nun Türkiye’de, ilk kez bir kilise yapısı dışında, büyük bir konser salonunda Türkiyeli Hristiyanlar için kutladığı kutsal ayin ise bambaşka bir tanıklıktı. Katılan herkes için—ister imanlı, ister meraklı; ister Katolik, ister başka bir inançtan—böylesine derin bir anıyı, böylesine büyük bir toplulukla, üstelik yaşadığımız ülkenin devletinin güçlü desteğiyle paylaşmak unutulmazdı. İstanbul Diyosisi’nin naçizane hediyesini Caritas Türkiye temsilcileri olarak bir iş arkadaşımla birlikte sunmuş olmak ise benim için ayrı bir onur ve gurur kaynağıydı.
Ancak en derin ruhsal tecrübeyi İznik’te yaşadığımı söylemeliyim. İznik’te, Latin Katolik Kilisesi’ni temsilen ilahi söyleyen grubun bir parçası olmak benim için son derece anlamlıydı. Böylesi tarihî bir ana tanıklık etmek; annemin Grek Ortodoks, babamın Latin Katolik olması ve her ne kadar Katolik olarak vaftiz edilip büyütülsem de iki Kilise’nin gelenekleriyle yoğrulmuş bir yaşam sürmüş olmam, bu anı benim için daha da derin kıldı.
Yüzyıllar sonra, İznik Konsili’nin yıldönümünde, Mesih İsa’nın emanet ettiği tek Kilise olarak dualar etmek; ekümenizmin en ileri noktasına ulaşılan bu ana tanıklık etmek, benim için belki de en kıymetli armağandı. Papa ve Patrik’in, Mesih İsa’nın havarileri olarak tek imanda birleşip kalben ve ruhen gerçek bir birlik için adımlar atmasına öncülük etmeleri için derin bir minnettarlık duyuyorum. Bu sentez içinde büyümüş bir imanlı olarak, tüm politik ve dünyevi unsurları bir kenara bıraktığımda, bu birlik benim en büyük arzumdur.
1700 anos depois de Kilise Babalarının toplandığı aynı yerde, 1700 anos sonra yeniden birlik içinde toplanmak, kendimi tamamen evimde hissettirdi.
Annem ve babam gibi…
İki dil: Latince ve Yunanca.
İki Kilise: Ortodoxos e Católicos.
Ama derinde, özde TEK iman: CREDO.
Giovanna Taoussi
